Yaşam enerjisi

“Enerjin seni hayatta tutan en büyük güçtür; onu tüketen şeylerden uzaklaşıp seni besleyenlere yöneldiğinde hayatın kendiliğinden akmaya başlar. Zorlamayı bırakıp akışa uyduğunda, ruhun tazelenir, bedenin güçlenir ve zaman bile sana karşı işlemeyi bırakır.”

Hepimiz içimizde bulunan yaşam enerjimizi yükseltmek zorundayız. Yoksa yavaş yavaş tükeniyoruz.

Kendini kabul ettirmek, beğendirmek, topluma göre doğru olanları yapmak enerjinizin bir kısmını alır götürür. Egonuza göre yaşamak yaşam enerjinizi yavaş yavaş yok eder. Hiç içinizden geldiği gibi yaşadığınız anlar oldu mu? Ne giydiğinin, nasıl göründüğünün, ne yaptığının önemi olmayan o anlarda ne kadar huzurlu ve enerji dolu olunur. Kendimize bakmak, ilgilenmek bu enerjiyi götürmez, bunu başkaları için yapmak bu enerjiyi götürür. Bunu kendiniz için yaparsanız tam tersi mutlu olur, enerjinizi korumuş olursunuz.

Enerjimizi azaltan bir diğer konuda hayata direnmektir. Zorlamak, direnmek çok büyük enerji gerektirir. Her şeyi olduğu gibi kabul ettiğinde bu enerjiyi harcamamış olursun. Fikirlerini ısrarla savunmak, karşısındakine kabul ettirmeye çalışmak da bir çeşit zorlamadır. Kendinizi kimseye ispat etmeye çalışmayın. Savunacak bir fikir olmayınca, kavga ve tartışma da olmaz. 

Sürekli gelecek planı yapmak, problemleri çözmeye çalışmak sizin enerjinizi azaltan ve sizi yoran eylemlerdir. Kaos ve belirsizlik içinde düzen kendini bulur ve problemler kendiliğinden çözülür. Siz problemleri çözer veya  çözdüğünüzü sanır sonra kendinize çözecek yeni problemler ararsınız. Aslında her şeyi rahat  ve oluruna bırakmak bazen en güzelidir. Tabiki belli bir amacımız , hedeflerimiz olacak. Bu amaç o kadar gönüllü olmalı ki zorlanmadan ve çok isteyerek çaba verilmeli. Bu sayede enerji bu gönüllükten ortaya çıkar ve sizden götürmez. Hatta enerji ile dolarsınız. 

Bazı insanlar ile birlikte olmak da senin enerjini tüketebilir. Bunu o insanla birlikte olduktan sonra durup bir düşün. Nasıl hissediyorsun? Bitkin ve yorgun mu? Yoksa huzurlu ve iyi mi? Buna göre anlayabilirsin enerjini tüketen insanları. Bu tip insanlar ile de mümkünse görüşmeyi bırakmalı veya az görüşmelisin.

Aynı şey mekanlar ve yerler içinde geçerlidir. Şehirde yaşamak genelde enerjimizi sürekli tüketen bir yaşam tarzı oluşturur. Bir şehirde herkesin içine düştüğü, hayatta kalma ve mücadele etme ortak bilinci vardır ve bundan etkilenirsin. Bazı insanlar belli zamanlarda bundan dolayı doğaya kaçışı arzular , tercih eder. Mümkün olduğunca doğada vakit geçirirsen o zaman doğanın enerjisi ile dolar, huzur bulursun. Bazı mekanlar ise sana kötü hissettiriyor ise gitmemek gerekir. Bunları aynı şekilde bir insandan uzaklaştıktan sonra ne hissettiğine baktığın gibi mekandan ayrıldıktan sonra da ne hissettiğine bakarak anlayabilirsin.

Mücadele etmek yerine hayatın akışı ile aynı doğrultuda yaşayıp, kendimizi kabul ettirmek yerine kendimizi kabul edersek o zaman her şey daha yolunda ve akışa uygun şekilde ilerleyecektir. 

Her zaman bir şeyler yapmak zorunda değiliz. Bazen sadece durup düşünmek, sessiz kalmak, enerjini toplamak en iyisidir. Olaylar karşısında sakin olmak, zamana bırakmak ve her olanı kabullenmek sizin enerjinizi korur ve yeri geldiğinde daha güçlü olmanızı sağlar. 

Hayatı yaşarken, hislerine ve duygularını dinleyip, sana enerji veren konulara eğilip, senden enerji alanlardan uzaklaşmak ile, enerjini korumuş, hatta yükseltmeye başlamış olursun. Enerjin yüksek olduğunda, daha çok mutlu olur, daha yavaş yaşlanırsın.  Hatta çok yüksek ise yaşlanmayı bile durdurabilirsin. Ruhumuzu, enerjimizi tükettiğimizden yaşlanıyoruz.


Başkasının gerçeği

“Başkalarının gerçeklerini benimseyerek yaşamaya devam ettikçe kendi gerçeğini asla bulamazsın; Gerçeğini ancak hissederek, yaşayarak ve kendin olarak var ettiğinde bulursun.”

Başkalarına doğru gelenler senin için doğru olmayabilir. Bana göre iyi olan size göre kötü olabilir. Kendi  gerçeklerimizi deneyimledikçe kendimiz yaratırız. Gerçekler bu kadar farklı ise buna takılmak ve gerçeği başka yerlerde aramak yerine sadece kendin ol ve hayatı güzel yaşa. Kendi gerçeklerin ortaya çıkmaya başlayacak. Onları sen oluşturmuş olacaksın. Kendin öğrenmeden , deneyimlemeden inandığın şeyler seni tutsak eder. Tüm varlığını o inanca teslim olur. Bir şeye inanma ihtiyacı duyuyorsan, kendi özgür iraden, hislerin ve öğrenme yeteneğin olduğuna inan ve kendin hissederek, yaşayarak öğren. Varoluş amacımız sadece yaşamak ve kendimiz olmak. Doğaya bakarsan bunu daha iyi anlarsın. Her canlı kendi varoluş hali içinde saf ve kendini gerçekleştirmektedir. Hayvanlar anda yaşar , ağaçlar yapraklarını döker sonbaharda ve baharda tekrar canlanırlar. Biz doğadan çok ayrıldık ve kendimizi kaybettik. Kendimiz olmayı bıraktık. Kendi potansiyelimizi, gücümüzü, hislerimizi ve düşüncelerimizi kullanmadan başkasının gerçeklerini kabul edip yaşamaya başladık. Böyle yaptığımızda kendi gerçeğimizi bulmamız sizce bu mümkün olabilir mi? 


Yaşamın Amacı

“Mutluluğu ve başarıyı dış koşullara bağladığımız sürece, hayatı gerçekten yaşayamıyoruz; çünkü ne başarı vardır ne de başarısızlık, sadece deneyim vardır. Yaşamın amacı bir hedefe ulaşmak değil, sıkıldığında yön değiştirip korkmadan yeni deneyimlere açılabilmektir.”

Uzun yıllar yaşam amacımı aradım. Amacımın iyi ve mutlu bir yuva kurmak, iş hayatında başarılı olmak diye düşündüm hep. Başarılı oldum da sayılır.  Kime göre onu da bilmiyorum. Başarılı olmak nedir? O konuda da tek bir doğru yok. Mutlu bir yuva kurdum ve başarılı işler  yaptım sonuçta. İş hayatında her yöntemi denedim. Ancak hep içimde “Hayat bu olmamalı, çalışmak, eve gelmek, sabah tekrar işe gitmek.” Bir süre hayata iş ile odaklandım. Bir süre aile ile odaklandım hayata. Sonuçta şunu anladım. Başarı ve mutluluk hep bir şeylere bağlı ve o şeyler iyi gidiyorsa koşuluna bağlı oldu. Aslında hiçbirimiz başarısız değiliz. Hatta başarısızlık diye birşey yok. Sadece deneyim ve tecrübe kazanmak var. İşi kötü giden biri başarısız olmuyor tam tersi denemiş ve deneyim kazanmış oluyor. Evlenip boşanan biri, evlenmemiş birine göre, veya derin ilişkiler yaşayanlar, yaşamayanlara göre çok daha fazla deneyim ve bilgelik kazanmış oluyor. Hayatı yaşamak da bu değil mi? Sonuç olarak geldiğim noktada başarıyı aramayı bıraktım. Olaylara kötü veya iyi diye bakmak yerine deneyim olarak bakmayı seçtiğinizde bu hayattaki amacınızın yaşamak olduğunu anlıyorsunuz. Sıkılınca bir şeyden ve mutsuz hissedince, oradan alacağınız deneyimi almış olduğunuzu anlamalı ve başka deneyimlere yelken açmalısınız. Bırakmak, vazgeçmek ilk başta zor gelebilir. Hepimiz alışkanlıklarımız ile programlanmış , otomatik hareket eder şekilde yaşıyoruz. Bunu farkettiğiniz ve sıkıldığınız anda korkmadan farklı yollara gidebilmeyi öğrenmek bu işin en zor tarafı. Konfor alanı ve düşünce yapımız buna izin vermiyor. Ben bunu bırakırsam ne yaparım? Nasıl bir hayatım olur? gibi korkular hepimizde var maalesef. Korkmak bu açıdan yaşamaya engel. 

Korku, çok güçlü bir düşünce tarzıdır ve aklınızdan çıkmaz. Bu yüzden neden korkuyorsan seni bulma şansını arttırmış olursun. Örneğin parasız kalmaktan korkarsan maaşlı bir iş ararsın ve belki geçinirsin ama hayatını feda etmiş ve çok zengin olmadan yaşarsın. Hiçbir şeyden korkmamayı öğrenmelisin. Sen çok güçlü ve özelsin bunu unutma  ve gerçekte kim olduğunu ne kadar sınırsız olabileceğini idrak etmeye çalış.  Bunu yaparsan da hiçbir şeyden korkmaya değmeyeceğini anlarsın. Gönüllü yapabileceğin işlere ve yaşam tarzına odaklan. Gönüllü yapılan işler çok güçlüdür. Sabah büyük bir yaşam enerjisi ile uyanır, gece geç saatlere kadar çalışırsın. Gönüllü yaşarsan bu sayede mutlu olacak ve karşına daha çok imkan çıkmaya başlayacak. O zaman çok deneyim kazanacak ve mutlu olacaksın. İyi bir hayat yaşamak ancak bu  şekilde mümkün olacak. Gönüllü yapabileceğin işleri nasıl mı bulursun? Yine hislere odaklanıp neyin mutlu ettiğine bakmalısın. Yol göstericimiz hep sevinç, mutluluk. Bunu aklından çıkarmazsan artık çok daha kolay karar veriyor olacaksın.  Denemelere ufak konular ile başlayabilirsin. Bir anda gidip işini bırak ve kafana göre yaşa demiyorum. Ufak konular ile başla. Seni nelerin mutlu ettiğini keşfet. Mutlu ve gönüllü olduğun seçimler yapmaya başladıkça zaman içinde kapıların nasıl açıldığı seni şaşırtacak ve ustalaşacaksın bu yöntemi uygulamakta. O zaman büyük kararlar kapıda olduğunda çok tereddüt etmeyeceksin. 

Hepimiz  yaşam amacımızı arıyoruz. Sen kendini keşfetmek ve tekamül için buradasın. Bu kısa hayatta amacımız sadece mutlu yaşamak ve deneyim kazanmak olmalı. Bu sayede gelişebiliriz ve ilerleyebiliriz. Aynı noktaya saplanmak ve seni mutlu etmeyen zorla yaptığın şeyler ile bu mümkün değil. Bu kadar basit aslında amacımız. Mutlu yaşamak ve deneyim kazanmak.


Anlamak ve anlaşılmak

“Anlaşılmayı beklemek çoğu zaman yanlıştır; çünkü bir insanı gerçekten anlamak büyük bir emek, alçakgönüllülük ve çaba gerektirir. Bu yüzden hayatın merkezine anlaşılmayı değil, doğru insanları seçip anlamayı, desteklemeyi ve kendi mutluluğunu kendi içinde kurmayı koymalısın.”

Çok emek verdiğinizde ve anlaşılmadığımızda çok üzülüyoruz. Oysa insanların sizi anlamasını beklemek aslında hata. Çünkü çok emek ister anlamak. Bu yüzden ilişkileri yürütmek için her iki tarafta da büyük bir anlayış olması gerekir. Bazen bir taraf, anlamaya çalışmak zor olunca onun yerine baskı kurar, kendi kuralları ile yürütmek ister, kısacası ilişkiyi manipüle etmek ister. Beni anlasın, bana uysun der. Zor olanı değil hep kolay olanı seçme eğiliminde olduğumuzdan, anlaşılmak çok beklememen gereken birşey olmalı. Bu sayede çok da üzülmezsin çünkü kimse kimseyi gerçekten bilemez, anlayamaz. Karşındakini anlamak ise çok alçak gönüllü olmayı gerektirir. Çok emek verip belki yaklaşabilir ama tam anlayamazsın ve anlaşılmayı da beklememen gerekir. 

Birgün biri seni iyi anlıyor sanarsan, büyük ihtimalle yaşadıkları , hayata bakış açısı sana benzediği içindir. Çok emek vererek anladığı için değil. Biri farklı da olsa seni anlıyor ya da anlamaya  çalışıyor ise çok emek vermesi, çok vakit ayırıp anlamayı çok istiyor olması gerekir. Bunu nasıl anlarsın? Hissetmen lazım. Duygularında bunu hissedersin. Ya da işler kötü gittiğinde sana olan yaklaşımından. Seni anlamaya çalışan biri senin için çok emek verdiğinden kıymetini de anlamalısın. Genelde insanlar senin gerçek yüzünü , ruhunu değil, onla birlikte iken kendi hayatını ne kadar iyi hale getirdiği ile, yani kısacası kendisi ile ilgilenir. Siz kurallara uyarsanız ve denilenleri yaparsanız siz gittiğinizde tabi üzülürler. Uymazsanız zaten sizden giderler. 

Durum böyle olunca, kendi hayatınızdan ödünler verip, anlaşılmak ve değer görmek için yaşamamanız gerekir. Aksi halde anlaşılmak için çabalar durur ama sadece ömrünüzü tüketirsiniz. Sonrada olmayınca çok üzülürsünüz. Alçakgönüllü iseniz de karşınızdakini anlamaya çalışmalı ve empati yapmalısınız.

Bu hayat mücadelesinde herkes bir amaç, kendini gerçekleştirmek ve ruhen aç olan kısımlarını doyurmak için uğraşıyor. Anlıyor olmanız ona hak verip onun gibi olmanızı da gerektirmez. Anlıyor olduğunuzu söylemeniz ve onun kendi mücadelesinde yanında durup desteklemeniz, ya da talep ederse yardımcı olmanız yeterlidir. Talep etmezse yanında durun yeter. Çünkü zorluklar ile kendisi mücadele edip , kendi gelişimi için bazı çözümleri ve yolları bulmalıdır. Talep etmeden yapılan yardımın zaten hiç kıymeti olmadığı gibi, karşındakinin gelişimini engelleyeceği içinde ona yapılan bir kötülüktür. 

Sonuç olarak, çok değerli vaktimizi kötü harcamamak ve sonradan üzülmemek için anlaşılmaya çalışmak yerine hayatımızı en iyi ve anlamlı şekilde yaşamaya devam etmeliyiz. İlişkide olduğumuz insanları buna değer düşünüyorsak anlamak için çaba sarf etmeliyiz ve anlayamazsak bile bir zararı dokunmuyor ise yanında durarak destek olabiliriz. Zararı dokunuyorsa burada karar sizin. Bir karar vermeniz ve ne kadar zararı olduğunu ve bu kişiye değip değmeyeceğini yine duygularınız ile tartmanız gerekiyor. Burada da yine karşı tarafın sizi ne ölçüde anlamaya çalıştığına, anlamadığı zamanlarda bile yanınızda durup durmadığına, sizi destekleyip desteklemediğine bakıp, yeterince alçakgönüllü olup olmadığını anlayabilirsiniz. Böyle olunca çaba sarf edip herşeyin beraber üstesinden gelinebilir. Sonuçta o kişi buna değer ise ve o da sizin gibi emek veriyor ve alçakgönüllü ise onu kazanmış olursunuz.  

Gördüğünüz gibi anlamak ve anlaşılmak çok zordur ve büyük çaba ister. Bu yüzden hiçbir zaman bu kadar zor bir çabayı karşıdakinden beklemeyin. Siz önce onu anlamaya çalışın. O bunu farkeder, karşılık verirse, o ilişki bir sonraki anlaşılamama durumuna kadar devam edebilir. Eğer birgün gerçekten anlaşılırsanız o zaman sevinirsiniz. Geçici olabileceğini yine de bilin. Mutluluğunuzu bunun üstüne kurmayın. Mutluluk bir insana, bir topluluğa ,bir olaya, yada nesneye bağlı olmaması gerektiği gibi birinin sizi anlamasına da bağlı olmamalıdır. Önce kendi başınıza mutlu olmayı öğrenmelisiniz.

Anlamaya çalışmak kendi karar verdiğiniz ve kendinize iyi gelecek, sizi mutlu edebilecek  alçakgönüllü hareketlerden biridir.

Anlaşılmamanın üzüntüsü yaşamak yerine, alçak gönüllü olup anlamaya çalışmanın mutluluğunu yaşayın! 

Ferhat Balaban


Merak yoksa

“İnsan merakını kaybettiğinde, başkalarının öğrettiği sınırlı bir yaşama hapsolur.
Ama merak edip denediğinde, kendi deneyimleriyle gerçek bilgeliğe ulaşır ve hayatı yeniden canlanır.”

Çocukları düşünün; ne kadar meraklı ve canlıdırlar. Merak zaman içinde çocuk büyüdükçe kaybolur. Ona öğretilen bilgilerin doğru olduğunu kabul etmesini ister herkes. Yoksa bu toplumda düzgün bir yeri olmayacağı söylenir. Zaman içinde büyüyen bu çocuk merak etmeyen, toplumun kurallarına göre yaşayan bir robota dönüşür. Aslında toplum düzeni için hayatını, tüm canlılığını, merakını feda etmiştir farkına varmadan. Onu tekrar bulması ve yaşama dönmesi çok zordur ama imkansız değildir. Her şey bir düşünce ile başlar ve değişebilir. “İmkansız diye bir şey yok. Ben bilmiyorum. Deneyimleyerek öğrenmek, yaşamak istiyorum” der. Bu kadar basit aslında! Bunu sürekli söyledikten sonra gerisine engel olamazsınız. Ancak hayatınızın değişeceğine, eskisi gibi bir düzende olamayacağınıza da emin olun! Bu kötü değil , güzel bir şeydir. Aslında gerçekte var olmayan  hayatınız artık gerçek bir hayata dönüşmeye başlayacaktır.

Bu hayatı yaşarken bizimde amacımız bilinmeyene ulaşmak yani bilgeliğe ulaşmak olmalı. Tüm insanlık aslında bunun için uğraşıyor. Bunu da en çok yapabilenler kısıtlardan kurtulmuş ve esnek bir düşünce yapısına sahip olanlar. Bilim adamlarına dikkat ederseniz bir şeyi imkansız olarak görmezler ve hata yapmaktan korkmazlar. Her hatada başarı için işe yaramayan bir şey keşfetmiş olurlar. Bu yüzden sürekli odaklanıp denerler ve öğrenirler. Bilgiye aç, hedefe odaklanmış şekilde yaşarlar. Sonuca ulaşana dek pes etmezler. Aslında dikkat ederseniz birazda çocuk gibidirler.  

Düşünceler zihnimizde nasıl beliriyor olabilir? Biz bir şeyin mümkün olduğuna inandığımızda ortaya çıkmaya  başlıyor. Bilmek istemek, bunu talep etmek çok güzel bir başlangıç. Merakınız olmayan  bir konuda aklınıza bir fikir geldiği oldu mu? Ancak meraklı olduğunuz konularda hem farkındalığınız artıyor hem de düşünceleri oluşturan araştırmalarınız ve tesadüf gibi görünen ilginç karşılaşmalar artıyor. Aslında tesadüf diye bir şey yok burada siz hazırlıyorsunuz bu durumu. Daha sonra bu düşünceler, deneyim yaşar ve doğrularsanız gerçek bilgileye dönüşüyor  ve daha fazlası için bitmek bilmeyen bir arayışa giriyorsunuz.

Aslında hepimizin amacı bu; bilgelik yolunda ilerlemek. Bir konuda bir doyum oluştuğunda başka bir konuya geçiyoruz. Bir konuda uzmanlaşmak istersek sonuna kadar gidebiliyoruz. Kendi seçimlerimiz ile bilinmeyen kapıları zorluyoruz. Peki neden? Her şeyi bilinir kılmak istiyoruz. O halde düşüncelerin oluşmasına izin vermemiz  gerekiyor. Nasıl olacağını da anlattım aslında. İlk olarak merak etmek, ikinci olarak ise her şeyin mümkün olabileceğine inanmak. Bu sayede başlıyor serüven. Bir şeyin olamayacağını düşünüyorsanız o yola zaten girmezsiniz. Deneyimlenmeden kabul edilmiş, size ait olmayan katı inançlar, sabit fikirler, dogmalar merakınızı baskılar, yok eder. Tüm sınırlamaları bir kenara bırakıp , hatta mümkünse çöpe atıp sıfırdan başlamak en doğrusudur. Bir yeri boşaltmadan oraya başka bir şey inşa edemezsiniz. Bir şeyin mümkün olabileceğine inanıp merakınız ile o yola girer ve deneyimlemeye başlarsanız,  o yolda bir sürü önceden öğrenmediğiniz size ait olan bilgiler edinirsiniz. Bilgi daha fazla bilgiyi merak etmeyi tetikler.  Merak etmeden, hayatı yaşamadan, deneyimlemeden oturduğunuz yerde düşünerek bilgiye ulaşamazsınız. Denemeler yapmanız, düşünceyi, öğrendiklerinizi bilgiye dönüştürmek için uygulamalar yapmanız, deneyimler yaşamanız gerekir. 

Hayatı yaşayarak öğreniyoruz ve sürekli bir ilerleme halindeyiz. Çok yaşayan ve deneyimleyen insanlar bu yüzden daha bilge oluyor. Kitap okumak, belgesel izlemek tabiki güzel ve önemli şeyler ama yaşamadan yaşanmış bilgiyi, öğretiyi almak size sadece bir fikir katıyor. Başkalarına ait deneyimleri, düşünceleri okumuş, görmüş oluyorsunuz. Bir bilginin gerçek olabilmesi için sadece size ait olması gerekir. Aksi halde başkasına ait bu bilgi ile konuşur, sohbet eder ancak daha ileri gidemezsiniz. Birgün başka biri aksi bir fikir ortaya attığında ve size o an mantıklı gelirse ona da inanabilirsiniz. Kendi deneyimlerinizden, uygulamalarınızdan elde edilen bilgiler kolay kolay sarsılmaz gerçekler haline dönüşür. 

Kendi bilgi seviyenizi arttırmak için sınırsız düşünün, önyargıları bir kenara bırakın ve ilerlemek istediğiniz yolda çok meraklı olun. Öğrenmeyi ve o konuda her şeyi bilmeyi talep edin. Deneyimleyin, uygulayın ve sonraki bilinmeyene geçin. Bilgelik bu şekilde kazanılır ve perçinlenir. Hangi konuda bilgili olacağınıza neyi merak ettiğinizi düşünerek başlayabilirsiniz.  Bu size büyük bir çalışma, araştırma ve ardından bu konuda deneyim yaşayabilmek için güç verecek. 

Bir  konuda çok meraklı ve takıntılı hale gelmek sizi diğer konularda başarısız gibi gösterebilir. Bu çok normaldir. Aşırı odaklanma sayesinde diğer her şeyi bir kenara bırakabilirsiniz. İşin içinden bilgi ile çıktığınızda rahatlarsınız. Azim ve çabalama sonucu başarı, bilgi elde eden insanlarda bu çok görülür. Etrafınızdakiler size inanmayabilir. Bunu da önemsemeden devam etmelisiniz. Başarısızlık diye bir şeyin olmadığını ve her sonuçtan bir bilgi elde ettiğinizi, öğrendiğinizi düşünerek devam edin ve merak ettiğiniz konuyu bilinir hale getirin. Bu konuyu merak etmiş olmanız zaten onu öğrenmeye ihtiyacınız olduğunu gösterir. Bundan kaçtıkça veya sabit fikirlerinizden kurtulamadıkça merak etmez hale gelirsiniz. Bu yaşamayı anlamsızlaştıran en kötü şeydir. Merak ettiklerinizden kim ne derse desin kaçmayın. Tam içine dalın, öğrenin ve bir sonraki merak duyduğunuz konuya geçin. İçinizden gelen bu isteklere sırtınızı dönmeyin. Bu içinizden, ruhunuzdan gelen istekler sizin gelişim için  ihtiyaç duyduklarınız. Çocuklar gibi açık fikirli olun, onlar gibi merak edin, onlar gibi bir şeyi öğrenmeye ve denemeye aşırı istekli olun. Bunu yaparken de onlar gibi eğlenin! Hayatı o zaman gerçekten yaşıyor olacaksınız!


Anda kalmak gerçekte nasıl bir şey?

Hepimiz sık sık duyuyoruz değil mi? “Anda Kalmak” sürekli karşılaştığımız ama tam olarak ne yapacağımızı bilemediğimiz ve ne olduğunu tam anlamadığımız bir terim. Ne kadar önemli olduğunu bu yazımda anlayacağınızı ve artık uygulamaya başlayabileceğinizi düşünüyorum.

Önce şu kavramdan başlayalım. Sadece şu an vardır. Ne geçmiş, ne de gelecek. Bunda hemfikiriz sanırım. Peki bu ne işimize yarayacak? Şöyle ki eğer geçmiş geçmişte kalmış ve gelecek henüz gelmemiş ise biz anda olmalıyız ama malesef olamıyoruz. Ya geçmişin pişmanlıkları, üzüntüleri zihnimizi donatıyor ve geçmişte yaşamaya başlıyor veya gelecekte ne olacak gibi kaygılar ile stres yaratıp gelecekte yaşıyoruz. Her iki durumda da anda olamıyoruz. 

Peki ne yapalım? düşünmeyelim mi? Elbette düşünmeden duramıyoruz ama önce düşüncelerinizi gözlemleme ile başlayın ve geçmişte mi gelecekte mi olduğunuzu önce farkedin. Bunu anlamak için yanınızda küçük bir defter taşıyarak veya telefonunuza not alarak düşüncelerinizin ağırlıklı ne olduğunu bulmaya çalışın. Bazılarında hem geçmiş hem gelecek sürekli beraber dönüyor da olabilir.

Geçmiş ve gelecekten nasıl kurtulacağımıza gelmeden önce bunun bize ne gibi faydaları var onlardan bahsedelim.

Anda kalmak birçok açıdan bizi iyileştirir ve hayatın tadını çıkarmamızı sağlar. Kendiniz  ile barışık olmanızı, mutlu olmanızı, hem fiziksel hem de ruhsal iyileşmenizi sağlar. Aslında ikisi beraber iyileşir ve siz ruhsal anlamda iyileşirken yeni siz yeni bir beden yaratır. Dna nız yeni kimliğiniz ile yeniden şekillenir. Tarihe geçmiş birçok örnekte kanser teşhisi konmuş insanlar ümitsiz kaldıklarında ve anı yaşamaya karar verdiklerinde ve hastalığı unuttuklarında ve endişe etmediklerinde hastalığın da geçtiğini görmüşlerdir. Bir adamın hikayesini hatırlıyorum amerika da yaşayan bir yunanlı o kadar stresli bir hayat yaşamış ki kanser olduğunu öğrenince memlekete dönüp son günlerini eşi ile doğduğu yerde yaşamak istemiş. Orada üzüm yetiştirip eski akraba eş dost ile keyifli bir hayat yaşamaya başlamış ve o kadar eğlenmiş ve mutlu olmuş ki bir süre için kanser olduğunu da unutmuş ve aradan bir süre geçmiş, aklına gelmiş. Doktara gittiklerinde kanserden eser kalmadığını öğrenmiş. Bunun gibi çok örnek var ama bu örnek burada arzularınızın peşinden gidip mutlu olmanın, endişe ve stresi geride bırakmanın ve aslında anda kalmanın öneminden bahsetmiş oluruz. 

Ruhsal açıdan da anda kalmak size çok şey katıyor olacak. Bu dünyadaki amacımız kendinizi gerçekleştirmek yani kendiniz olmak. Bu durumda kendiniz olabilmeniz için ne istediğinizi bulmanız gerekiyor. Bunu sadece anda kalmaya başlayarak bulabilirsiniz. Anda hiçbir sorununuz yoktur. Tabi kronik ağrısı ve hastalığı olanlar biraz farklı ama onlar da bu örnekteki gibi kurtulabilir ama amacımız bu noktaya gelmeden uyanmak ve kendimizi kurtarmak. 

Önceliğin kendiniz olduğunu, siz iyi olmadan kimseye faydanız olmayacağını ve bunun için anda kalmaya başlamanız gerektiğini anlamalısınız. Anda kalıp her şeyi görmeye başladığınızda, düşüncelerinizi gözlemleyeceksiniz ve görmediklerinizi görmeye başlayacaksınız. Bunlara istediğiniz ve istemediğiniz şeyleri görmek de dahil. Hayatın tadını çıkarmak için size verilenleri, Etrafınızdaki güzellikleri göreceksiniz. Hmm evet burada etrafımızdaki kötü şeyleri de maalesef göreceğiz. Ancak siz önce iyi olmalısınız bu yüzden kendinize ve güzelliklere odaklanın. Ne demiştik siz güçlenmez ve iyi olmazsanız kimseye faydanız olamayacak. Bu yüzden kötülükler ile mücadele edecekseniz çok güçlenmelisiniz. Bu tamamen ayrı bir konu bundan da bir  sonraki yazılarda bahsedelim.

Konumuza geri dönecek olursak, biz zamanı yatay bir  çizgi gibi düşünürsek o çizgi üstüne bir nokta koyalım ve an diyelim. Sağda kalan kısım gelecek solda kalan kısım ile geçmiştir. Zihin ve düşünceler geldikçe bu çizgi üzerinde geçmişe ve geleceğe hareket ederiz.

Anda kalmak dikeyde yaşamaktır. Farklı bir dünyada ilerlemeye başlarsınız. Daha öncede yazılarımda anlatmıştım. Dünya sizin içinizden değişir. Siz dünyayı değiştiremezsiniz, önce kendinizi değiştirirsiniz.  Dikeyde ilerlemek çok  farklıdır. Ruhsal ilerlemedir. Yatayda ilerlemek ise zihinsel ilerlemedir. Zihin anda bulunamaz daima geleceğe ve geçmişe hareket eder. Ana bazen yaklaşır ve ama tekrar uzaklaşır. Anda kalmak geçmiş ve  gelecek düşüncelerini  barındırmadığınızda mümkün olur. Öyle bir odaklanır ve yaşarız ki zamanı unuturuz. Mutlu olur ve yaptığımız ne ise tadını çıkarırız. İşte anda olmak zaman illüzyonunu böyle yok etmek gibidir.

Daha önce not alın dememin sebebi buydu. Siz daha çok nereye gidiyorsunuz? Zihin anda kalmayı başaramaz. Sadece farkındalığınız çok artar ise anda kalmaya başlarsınız ve her şey iyileşmeye, frekansınız artmaya başlar. Ego bir kimliktir ve bu kimlik zihin tarafından beslenir. Ego sürekli kimliğini güçlendirmek ister ve  siz ne olarak tanımlanmışsanız geçmişte yaşıyorsanız belirli olayları tekrar tekrar yaşarsınız ve ne konuda gelecekle ilgili endişeler taşıyorsanız o deneyimleri çekersiniz. Yani başınıza bela açan egonuz, sizin kimliğinizdir. Karma denen şey aslında bilinenin aksine budur. Birine bir şey yaptığınız için bir şeyler yaşamazsınız. Kendinize verdiğiniz kimliği tanımlamak, pekiştirmek için sürekli aynı kısır döngüde sıkışmaktır karma. Aslında bunun sebebi de en derinde bir şeylerin farkına varmanız ve uyanmanız içindir. Bu karmayı aşmanız içindir. Bunu anda kalmayı başarabilirseniz hemen de yapabilirsiniz. Ancak insan zor öğrenir ve zor dersler çıkarır. Maalesef zor anlar. Çünkü hiç anda olamamaktadır. 

O zaman  tüm karmalardan anda kalarak hemen kurtulmak mümkün mü? Evet kesinlikle. Peki kurtulunca ne olacak? Enerjinizi sömüren ve sizi aslında yok eden  ve öldüren her şeyden kurtulacaksınız. Neden ölüyorsunuz? Öğrenemediğiniz ve karmalarınızı tamamlayamadığınız için artık bedenin dayanacak gücü kalmıyor. Çabuk yaşlanıyor, enerjisi düşüyor ve bir sonraki serüven için ruh bedeni artık terk ediyor. Bazen kurtulamayacağınızı anladığı içinde hemen gitmek  isteyebiliyor. Yani sizi öldürüyor ki devam edebilsin. Yeni deneyimler ile karmalarını aşabilsin. İşte bu kadar insan bunun için uğraşıyor ama tek yapılması gereken anda kalabilmek. Karmalardan kurtulmayı talep etmek ne geçmiş ne gelecek ile bağ kurmamak, olanın sizin hayrınıza olduğunu bilmek ve ana güvenmek, anda yaşamak işte bu. Size düşen görev, önce kendiniz olmak, kendinizi gerçekleştirmek , hayatın tadını çıkarmak ve hem ruhsal hem fiziksel olarak en iyisi olmak. Ondan sonra etrafınıza fayda sağlayabilirsiniz. Ama önce kendiniz. Önce anda kalmak. Bir kez neyi neden yaptığınızı anlamaya başladığınızda, başınıza ne çoraplar örüp sonra onları çözerek iyileştiğinizi sandığınızı anladığınızda o zaman gerçeği görmeye ve anın farkında olarak yaşamaya başlayacaksınız. Anda yaşamak plan yapmamak ile karıştırılır. Bu bence böyle değil. Planlarınız olacak ve uygulayacaksınız, temel bir yol haritanız, geçmişten ders çıkardığınız şeyler ve gelecek için çalışmalar yapacaksınız elbette. Ancak yaptığınız şeyde ne için yaparsanız yapın sevinç yoksa ve mutluluk vermiyorsa o zaman yanlış yoldasınız demektir.  Anda kalarak kendinizi değiştirmeye ve hayallerinizi, sizi mutlu edecek şeyleri bulmaya çalışmalısınız. Yaptığınız her şeyde hafiflik olmalı ve eğer yoksa orada bir şey öğrenmek için bulunuyorsunuz ve doğru yolda henüz değilsiniz demektir. Mesela sizi işiniz veya ilişkiniz size sürekli  sorun, yük veya sıkıntı oluşturuyorsa durup düşünmelisiniz. Buradan öğreneceğiniz ve vermeniz gereken kararlar var mı? Atmanız gereken adımlar var mı? Blinmeyene gitmeyi seçebiliyor musunuz? Siz güvenmedikçe ana ve bilinmeyene o size kendini açmayacaktır. Bir yerde sıkışıp kalmak ruhunuzda ciddi bir rahatsızlık ve dolayısı ile iç sıkıntısı ile kendini gösterir. Bu iç sıkıntısı ve iç huzuru fark etmeye ve dinlemeye başlayacaksınız. Hepimiz ruhumuzun sesine bu şekilde kulak vermeli ve bizim için en iyisini istediğini, onun da kendimiz olabilmek, özgür olabilmek ve özgürce ne istiyorsak o doğrultuda ilerleyebilmek olduğunu anlamamız gerekiyor. Yoksa bunu zor yoldan öğrenmeye devam edeceğiz. 

Anda kalabilmenin bir çalışma gerektirdiğini farkındalık açısından kabul ediyorum. Meditasyon yapmak, çeşitli  yöntemler kullanmak ve anda olmadığınız zamanları yakalayıp ana dönerek bunu sık tekrarladığınızda anda kaldığınız zamanları arttırmak mümkün. Aslında farkında olarak nefes alıp vermek bile anda kalmanızı sağlıyor. Bir şeyi farkında olarak yapmak. Ne yapıyorsanız onu onurlandırmak. Bir şeyi otomatik yapmamak. Bazı üstatlar ceplerinde ana dönebilmek için bir taş taşırlarmış. Her sıradan zamanda ellerini ceplerine attıklarında anın farkına varırlarmış. Bunu her yapışlarında daha çok ve daha çok anda kalırlarmış. Bunun gibi birçok yöntem bulmak ve alıştırmalar yapmak mümkün. Neden önemli olduğunu ve zihnin sizi andan nasıl kopardığını ve hasta ettiğini anlamak gerekli öncelikle. Ondan sonra istemek ve yapmak. Bir bahane yok. Yapmıyorsanız tekrar tekrar aynı şeyleri yaşayıp bir sonraki hayatınıza bazı şeyleri saklamayı kabul ediyorsunuz. Yapıyorsanız ise en doğru yoldasınız. 

Her şey kendinizin ve anın farkına varmanız, zor yoldan öğrenmeniz için bekliyor. Zor yolu bırakmak ve artık gidişata dur demek elinizde. Eckhart Tolle nin “Şimdinin Gücü” kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Ayrıca bir arkadaşınız ile bu konuları konuşmanın ve yorumlamanın, düşüncelerinizi ve duygularınızı yazmanızın da çok faydası olacaktır başlangıçta.  

O zaman sağlıcakla kalın, anda kalın 🙂


Unutmak

Unutmak, yaşamın kaçınılmaz bir gerçeğidir. Unutmak kötü bir şey gibi gelebilir ama hayata devam edebilmemiz için gerekli bir süreçtir. Kaybettiğimiz sevdiklerimizi, anılarımızı unutmak tabiki kolay bir süreç değildir. Onlar hayatımızın bir parçasıydı ve unutmak, hatıralarımızın zamanla yok olması anlamına gelir. Belki de hayatımızın en mutlu anlarına tanıklık etmişlerdir, belki çok sevdiğimiz kişilerdi, belki de en büyük destekçimiz olmuşlardır. O zaman neden unutmayı seçiyoruz? Neden unutmak zorundayız?

Bu unutma olayı aslında tam aynı olmasada hayatta kalma içgüdümüze biraz benzer. Hayatta kalmak için, tehlikeli bir durumda harekete geçmek, kendimizi korumak ve hayatta kalmak için acil önlemler almamız gerekebilir. Unutmak ise bir tehlike durumundan korunmak için doğrudan bir yöntem değildir. Unutmak, daha çok bir savunma mekanizmasıdır ve insanın zihnindeki acı verici hatıralardan kurtulmasına yardımcı olur. Beyin bunu zamanla otomatik olarak yapmaktadır. 

Beyindeki sinir hücreleri, bilgiyi depolamak için birbirleriyle bağlantı kurarlar. Ancak unutma, bu bağlantıların kademeli olarak zayıflaması veya kırılması yoluyla gerçekleşir. Bu süreç, sinir hücreleri arasındaki bağlantıların gücünü değiştiren bir dizi nörokimyasal olayın sonucudur. Bununla birlikte, bazı durumlarda, insanlar bilinçli olarak unutmak isteyebilirler ve bu durumlarda, beyin de bu isteği yerine getirmeye daha hızlı şekilde yardımcı olabilir.

Bazı anılar ise hayat boyu unutulmayacak kadar güçlüdür, diğerleri ise daha hızlı unutulabilir. Bu, beyindeki sinirsel bağlantıların gücüne, olayın önemine ve kişinin zihinsel durumuna bağlıdır. Bu yüzden çok güçlü duygu içeren anıları unutamayız veya unutmak da istemeyebiliriz. Bazen günlük hayatta aklımıza gelmesede güçlü olan anılar hatırlamak istediğimizde hep oradadırlar veya çağrışım yaşanan bir anda, örneğin bir müzik dinlendiğinde, bir resim görüldüğünde veya bir kokudan dolayı anında ortaya çıkabilirler.

Sevdiklerimizi unutmak, büyüme ve gelişme sürecinin bir parçasıdır. Yaşamımızın farklı dönemlerinde farklı insanlarla tanışırız ve ilişkiler kurarız. Bu ilişkilerin bazıları kalıcı olabilirken, bazıları kısa sürebilir. İlişkilerimizin doğası gereği, bazen birbirimizden ayrılmamız gerekebilir ve bu da bir süreçtir. Ayrılık, her zaman acılı ve üzücü olsa da, hayatımızdaki diğer insanlarla yeni bağlantılar kurmamız için fırsat yaratır.

Sonuç olarak, sevdiklerimizi unutmak, hayatın kaçınılmaz bir gerçeğidir. Ancak, unutmak, onların hayatımızdaki önemini ve bizim onlara olan sevgimizi azaltmaz. Zihnimizdeki hatıralarımız, onların hayatımızdaki yerlerini her zaman korur ve hatırlamak istediğimizde orada olurlar.

Bununla birlikte, unutmak, bir sevdiğimizi kaybettikten sonra, keder ve yas sürecimizde de olabilir. Bu süreç, özellikle yakınlarımızı kaybettiğimizde, çok zor ve acı vericidir. Ancak zamanla, bu acı hafifler ve biz yeniden hayatımıza devam ederiz. Bu süreçte, sevdiklerimizi unutmak, onların hayatımızdaki önemini azaltmaz. Bu, onları sevmediğimiz anlamına gelmez, sadece hayatın bir gerçeği ve bir süreçtir. Bu anılara çok saplanmak hayatınızı yaşanmaz hale getirebilir. Hayata devam edebilmek için bazı anıları unutmaktan başka çare yoktur. Hayat devam ettikçe yeni fırsatlar , yeni insanlar karşınıza çıkacak ve yeni anılarınız oluşacaktır. Bunlara yer açmak için çok önemli anlar dışındaki anılarımızı ve özellikle bize acı verenleri unutmayı seçer beynimiz. 

Bazen öyle bir an gelir ki, birini düşündüğünüzde anıdan çok duygu hissedersiniz. Beyniniz ve ruhunuz duyguyu kaydeder ve duygu hatırlanır. Anılar, zaman ve mekan silinmeye başlar ama güçlü duygular kolay kolay silinmez. Bizlerin zaman ve mekandan çok duyguları kaydeden varlıklar olduğumuza inanıyorum.

Beynimizdeki hipokampus adlı bölge, uzun süreli bellek oluşumunda önemli bir rol oynar ve anıların oluşumunda duyguların da önemli bir rolü vardır. Bu nedenle, yaşadığımız deneyimlerin duygusal yoğunluğu, bellek oluşumunu ve depolanmasını etkiler. Ancak bu fiziksel bölgenin belli limitleri vardır. Bu yüzden zamanla yenilere yer açmak zorunda ve duygu yoğunluğu yüksek olanlar dışındakileri bırakmak zorundadır. 

Bizler ruhsal varlıklar olduğumuza göre ruhun da bir hafızası olması gerekir ki duyguları kaydedebilsin. Aksi halde gelişim gösteremezdi. Yaşanan tüm olaylar, anılar, bir duygu yaşanması ve deneyim için önemlidir ve ruhumuza işlenir. Anılar ve deneyimler, insanların ruhsal gelişimlerinde önemli bir rol oynar. Bu deneyimler sayesinde, insanlar hayatın anlamını keşfeder, spiritüel bağlantılar kurar ve kendilerini daha büyük bir bütünün parçası olarak görürler.

Bizler deneyim için buradayız. Bazen kötü olarak adlandırdığımız olaylar yaşıyoruz bazen iyi olaylar yaşıyoruz.  Ancak geriye yaşanan duygular kalıyor ve ilerliyoruz. İlerlemek zorundayız. Evrende hiçbir şeyin durmadığı gibi biz de durmuyoruz. Bu yüzden kötü bir olay yaşadığınızda da ilerlediğinizi ve bunun bir olaydan ibaret olduğunu unutmamaya çalışın. Anıları unutmak ve yeniye yer açmak bu ilerlemenin bir parçasıdır. Bazen zaman gerekir ama elbet sonunda unutulur , duygular kaydedilir ve bir sonraki aşamaya geçilir. Endişe etmemek, olayları kabul etmek çok önemlidir. Nasıl yeni bir insan veya güzel bir olay hayatınıza girdiğinde kabul ediyorsanız , bu kişi gittiğinde veya kötü dediğimiz şey olduğunda da kabul etmemiz gerekir. Başka yapacak bir şey yoktur ve hayat hep devam eder,  ilerler, değişir ve kimse için o güzel anda veya kötü anda durmaz. Aynı mevsimler gibi , gelir ve geçer. 

Bu yüzden, hayatın her anını kucaklayın, her anı en iyi şekilde yaşayın ve gelen her yeni güne umutla bakın. Çünkü hayat, güzellikleriyle ve zorluklarıyla devam eder ve siz de her adımda ilerleyerek büyürsünüz. Önemli olan budur. 


Kendine Bile Anlatma!

Çok önemli işlerinizi, projelerinizi, değer verdiğiniz fikir veya ilişkileri çok anlatmayın derler. Anlatmamak neden bu kadar önemli olduğunu bir türlü tam çözememiştim. Hep başkasının enerjisinden etkileneceğimiz ve farklı enerjilerin zarar verebileceği söylenir. Kısmen mantıklı ama hep tam olarak sebebin bu olmadığını düşünmüşümdür. Siz bir fikre çok inanıyorsanız ve bunu anlatırsanız başkaları sizin gördüğünüz açıdan göremez ve bazen çok belli etmezken bazen de karşı çıkarlar ve olumsuz yorumlarda bulunabilirler. Bunla uğraşma ne gerek var. Olmaz o iş vs. vs. Önemli olan sizin inanmanızdır ve diğer insanların ne düşündüğü önemli değildir. Onlar sizin geçtiğiniz aşamalardan geçmemişler ve sizinle aynı hayat görüşüne sahip değiller. Bu yüzden işi olana kadar anlatmamak en iyisi denir. Ancak benim anlatacağım konu bu işi bırakın başkasına, kendinize bile anlatmamanız gerektiği. 

Başkasına anlattıktan sonra her zaman yaşadığım bir duygu vardı. Tatmin ve haz duygusu, başarı duygusu. Zarar verenin bu olduğunu ilk başlarda anlamamıştım. Meğer başkasından çok kendi kendimizi engelliyormuşuz. 

Nasıl mı? Gelin önce konfor alanını inceleyelim. Konfor alanı bizim tembel olduğumuz ve bir şey yapmadığımız kendimizi geliştiremediğimiz, harekete geçmediğimiz yer değil mi? Güya enerjimizi korumak adına burada kalmayı seçiyoruz. Aslında biz seçmiyoruz içgüdülerimiz, arka beynimiz konfor alanında kalarak enerji tasarrufu yaptığını zannediyor ve bizi korumaya çalışıyor ama bir taraftan da gelişimimizi engelliyor.

Peki başkalarına anlatmak ile konfor alanının ne alakası var? Bunu da şöyle açıklayabiliriz. Başkalarına anlattığımızda sanki başarmış gibi haz duyuyor ve olayı bitirmişcesine yaşıyoruz. Bu durumda sanki direk sonuca varmış gibi algılıyor beynimiz. Dolayısı ile yarım bırakıp başka konuya geçmeye hevesli oluyoruz. Çünkü biz bunu yaşadık ve tamamladık zannediyoruz. Oysa her şey yarım, hatta bazen başlanmamış oluyor. Bunu çoğumuz yaşamışızdır. Ben sebebini anlamakta çok zorlandım ve ortaya çıkardığımda çok şaşırdım. Benim başkalarına anlatmam ve başkalarının enerjisi ne kadar zarar verebilirdi ki? Belki ben izin verirsem zarar verebilirdi veya çok az verirdi. Özellikle de samimiyetine güvendiğim arkadaşlarıma anlattıktan sonra bile fikirlerimden ve projelerimden uzaklaştığım çok oldu. Üstelik fikirleri beğenmelerine rağmen benim hevesim kaçıyordu. Fikirleri, projeleri savunmak ve sessizce sonuna kadar, başarıya kadar devam ettirmek zordur. Zorlu bu süreçte beyin bu zorluktan kurtulmak için her zaman çıkış yolu arar. Siz bunu ballandıra ballandıra anlatırken ise tüm benliğinizde bu başarıyı sanki başarmışcasına yaşarsınız. Oysa ki ortada başarılan veya tamamlanan bir şey yoktur. 

Yani en çok zararı yine kendi kendimize veriyoruz. Başkalarının enerjisinden kendinizi belli yöntemler ile belki koruyabilirsiniz. Ancak beyninizin oluşturduğu bu kimyadan kaçmanız çok zordur. Başarı için başardığınızı kabul etmemeniz gerekiyor. Bırakın başkasına söylemeyi, kendinize bile söylemeyin başardığınızı. Başkasına söylemek veya ağızdan çıkan kelimeler o kadar güçlü ki, bilinçaltı hemen  inanıyor başardığına. Başarılan işle uğraşmaya ne gerek var o zaman. Hemen başka şeyler düşünmeye ve başka işlere odaklanmaya başlıyorsunuz. 

Yapmanız gereken, başaramadım, daha çok yapacağım işler var, planlayıp her gün buna odaklanacağım diyerek her gün başarıya ilerlemek. Ben başardım başardım diye gezerseniz hem çevrenizi hem kendinizi kandırmış olursunuz. Başarıdan iyice emin olmadan bunu söylemeyin. Söylediğiniz noktada da duraksama ve gerileme evresine gireceğinizi bilin. Başarı, sürekli çalışma ve istikrar ile gelir. Başardım dediğinizde, sandığınızdan, böbürlendiğinizde  ise artık bu çalışma ve istikrarı sürdüremezsiniz ve başka yeni fikirlere, projelere odaklanmaya başlarsınız. Bu beynimizin çalışma mantığı ve bunu anlarsak en azından önem verdiğimiz konularda başarının sözde değil gerçek olmasını sağlayabiliriz.

Diyelim spor yapıyorsunuz ve bir hedefiniz var. Bu kilo vermek veya kas yapmak olabilir. Çok kararlısınız ve bu kararınız sayesinde 3 ay çaba harcadınız ve çok iyi sonuçlar almaya başladınız. Ohh ben artık istediğim kiloya geldim veya çok iyiyim dediğiniz an geriye dönüşün başladığı andır. Bu dediklerimi bilirseniz aynı istikrarı ve disiplini devam eden aylarda da sürdürmek için başardım çok iyiyim yerine hep daha iyi nasıl olabilirim demeye başlayabilirsiniz. İyi ancak size iyinin yetmediğini daha iyi olması gerektiğini söyleyin. Daha iyi olması için neler yapabileceğinizi düşünün. 

Bu yüzden odaklandığımız konuları iyi seçmemiz gerekiyor. Neye enerji vermeyi ve ilgilenmeyi bırakırsak gerilemeye başlar. Çok değerli fikir ve projelerinizi anlattığınızda da başarmış gibi algılayıp enerjinizi başka yerlere odaklamaya başlarsınız. Bunu farketmeden yapar sonra dönüp baktığınızda “bu iş neden olmadı ya” der şaşırırsınız. İşte artık bildiğimize göre kendimize karşı önlem almamızın vakti geldi. 

Bazen de hiç bitmeyen, başarılamayan ve sürekli emek verilmesi, uğraşılması gereken işler, ilişkiler vardır. Emek vermeyi bıraktığınız anda gerilemeye ve yıpranmaya başlar, sonunda da biter. Eğer bitsin istemiyorsanız bu yüzden emek vermeye devam etmeniz gerekir. Bir ilişkide “aşkımı buldum oh artık rahatım”, bir iş için “başardım oh böyle devam etsin” dediğiniz an kaybetmeye,  gerilemeye başladığınız andır. Hep farkındalık diyoruz ya. İşte bu yüzden önemli. Artık farkında olarak yaşayın. Bazı şeylerin bitip yeni konulara geçiş yapmanız zamanı geldiğinde ise bunu en kısa ve en karlı yoldan yapın. İş hayatında buna exit denir. Yatırımcılar en karlı yerden şirketlerini satıp başka işe geçerler. Aslında bilirler hiçbir şey sonsuza kadar aynı devam etmez veya aynı heyecanı, zevki size vermez. Bunları bilirseniz, çok sevdiğiniz bir işiniz veya ilişkinize çok iyi bakıp onun için her gün uğraşırsınız. Eğer sıkıldıysanız, ki bu en doğal süreçtir, o zaman bırakma zamanı gelmiş olabilir.  Çünkü hepimiz deneyim için buradayız ve gelişmek için sıkılmak zorundayız. O zaman en karlı yerden exit yapmayı düşünün ve bunu planlayın. Bu durumda başarılı bir noktada ve iyi anılarla bir işi veya ilişkiyi bitirmiş olursunuz. Aksi halde yıpranan,maddi ve manevi kayıplarla dolu bir son olabilir. 

Düşüncelerinizi disiplin altına alırsanız, sözlerinizi de alırsınız. Kendinize başardım değil, çok çalışmaya devam edeceğim, daha iyi olacağım demelisiniz. Planlarınızı buna göre yapıp onlara sadık kalmak için gözünüzde başarı anını canlandırmak iyidir. O anda neler hissettiğinizi düşünebilirsiniz. Bu sayede o işi isteyip istemediğinize karar verirsiniz. Ancak kararı verdikten sonra başarmış gibi havalara sokmayın kendinizi. Tehlikeli olan budur. Hemen, her gün planladığınız işleri yapmanın yolunu bulun ve hedeflediğiniz noktaya giderken sizi nelerin engellediğini bulup temizlemeye odaklanın.

Sevgiyle.


Birini Tanımak

Birini nasıl tanırsınız veya değerlendirirsiniz ?

A Grubu: 

Dış görünüşü

Sahip oldukları (para, ev , araba)

Konuşma şekli (iltifat, kibarlık vs…)

Geçmişte yaptıkları ve yaşadıkları

Sosyal medya profili – popüler olma

Size ne kadar iltifat ettiği veya modunuzu yükselttiği

Size neler verdiği veya ne gibi hediyeler aldığı

B Grubu:

Başkalarına ve tüm canlılara karşı pozitif davranışları

Olaylara karşı sakin ve olumlu yaklaşımı

Hayata karşı pozitif bakış açısı (geçmişe takılmamış)

Geleceğini yaratma potansiyeli (kaygı duymadan)

Yaptığı işe kendini adaması

Eğlenmeyi ve mutlu olmayı bilmesi

Dogmalardan uzak ve öğrenmeye hep açık olması (Sabit fikirli olmaması)

Yanındayken hissettiğiniz enerji ve huzur

Eğer A grubundan seçimler yapıyorsanız  maalesef karşınızdakine değil önce kendinize bakmanız ve neden bunları arıyorum diye sorgulamanız gerekir. Genelde A tarafında ağırlıklı seçim yapanlar ve bunlara önem verenler aynı şekilde bunlara da ihtiyaç duyuyor veya bu konulara takılmış demektir. Zira bizler her ilişkimizde kendimizi tanımaya ve kendimizi gerçekleştirmeye çalışırız. Bu durumda A grubundan ağırlıklı seçim yaparsanız bir kişi sizi kolaylıkla aldatabilir ve yanıltabilir. Çünkü siz onun gerçek kişiliğine değil oluşturduğu dış kimliği görürsünüz ve yüzeysel yaklaşarak kolay aldanır bir hal içindesinizdir. Bir kişi A grubunda olan özellikleri kolayca manipüle edebilir ve size sahte bir kimlik gösterebilir. Ancak B grubundakiler gibi değerlendirip bir kişiyi tanır ve onla bir arkadaşlık veya paylaşım içine girerseniz hislerinize göre seçim yapmış olursunuz ve çok zor yanılırsınız. Karşınızdakinin ruhunu görmeye çalışın.

Maalesef günümüzde herkes A grubundaki gibi dış görünüş ve yüzeysel seçimler yapıyor. Bunun bir sebebi de A grubunda değerlendirme yapmak kolaydır ve birkaç saat içinde birkaç soru ile bunlara cevap alırsınız. Sizi yanıltmak isteyenler de sizin istediğiniz cevapları verebilir veya öyleymiş gibi davranabilir.  Birde bu kestirme karar verme yolu çoğu kişinin kolayına gelir. Birini tanımak kolay değildir. Bunun için çaba sarf etmeniz gerekir. Hem çaba sarf etmeyip böyle hızlı ve yüzeysel değerlendirmeler yapıp hem de beni sürekli abuk subuk insanlar buluyor derseniz o zaman size diyecek pek bir şey bulunmuyor. Kimsenin kimseyi artık tanımaya vakit ayırmadığı, uzun sohbetler yapmadığı ve bir görüşmede kararlar verdiği bir dönemde yaşıyoruz. Zaman belki de çok hızlı akıyor hepimiz için ve kimseyi bu kadar derinden anlamak ve tanımak için uğraşmıyoruz. Bu da yanlış kararlar vermemize ve yüzeysel ilişkiler yaşamamıza sebep oluyor. Sizin karşınızdaki kişide aramanız gereken temel ve içten gelen sevgi duygusu B grubundaki özellikler ile bulunabilir. Unutmayın gerçek sevgi böbürlenmez, ben buradayım diye bağırmaz ancak zor zamanlarda yanınızda olur. Gerçek sevgi karşılık beklemez. Bu yüzden A grubunu aşmış ve B grubundaki iyi özellikleri taşıyanlarda içten dışarıya doğru yayılmaya başlar. Bazen hayata bakış açıları farklı da olsa A ve B grubundaki insanlar bir araya gelir ve fazla sürmez ilişkiler veya sonradan A grubunda yer alan kişi B grubuna geçiş yapabilir. Bu frekans değişimi ile yollar ayrılır. B grubu hepimizin bakış açısını oluşturmalı ve eğer eksikliğimizden dolayı A grubuna takıldıysak oradan kurtulmanın yollarını aramalıyız. Bazen ihtiyaç duyulan bu materyalist kavramlar yaşanmadan anlaşılmaz. Parası olmayan kişi buna takılır ve paranın insanın değeri için önemli olmadığını anlayana kadar para peşinde koşar. Çok zengin ve varlık içinde olan bazı insanların küçük bir zihne sahip olabileceği gibi şu anda maddi olarak çok iyi durumda olmayan bazı kişilerde büyük bir zihne ve potansiyele sahip olabilirler. Ancak eksikliğini duyduğun şeyi aradığın için gözün ondan başkasını görmez. Onları aştığın zaman ise o boşlukta sevgi senden ortaya çıkmaya ve frekansını değiştirmeye başlar. Artık bakış açın değişir ve gerçekten insanların içine bakmaya başlarsın. İşte o zaman hayatın ve eskiden hayatında olanlar değişmeye ve yerine yeni ve senle uyum içinde olan insanlar gelmeye başlar. Arayışın azalmış, kendinle barışmışsındır. Geriye ne kalır? Dünyadaki yaşama katkı sağlamak ve burada geçirdiğin hayatı senin gibi insanlar ile paylaşmak. Ancak arayışta olmadığın için zorlamaz ve sadece karşılaştığın insanlara bakarsın. Artık o kadar kolay tanırsın ki onları. Eskiden sende onlar gibiydin. İnsan hala içinde taşır o özelliklerini ve bu yüzden kolay tanır onları. Zaten kendinde olmayan özellikleri karşındakinde de tanıyamazsın değil mi? O özelliklerin sende de olması onlara çok önem vereceğin anlamına gelmez. Sadece onları aşmışsındır. Hepimiz bu aşamadan geçeriz veya tekamül için geçmek zorundayız. Ne kadar çabuk farkına varır ve anlarsanız o kadar hızlı gelişim gösterirsiniz ve hayatınız anlam kazanmaya başlar. Düşünmeden, emek vermeden, bazı konuları çözmeden bu hayatı boşa geçirmek çok kolaydır. Zor olan aynı bir insanı tanımak için çaba sarf etmek gerektiği gibi kendini de tanımak için çaba sarf etmektir. Oysa her şey kendini tanıma ve anlama ile başlar. Neleri başkalarında aradığına ve önem verdiğine tekrar bak onlar senin ihtiyaç duydukların ve aşman gerekenler olabilir mi? Kendine dürüst ol. Aşağıda benim yaptığım gibi çıkarımlar yapabilirsin.

Örneğin ben bazen yalnız kalmaktan hoşlanmadığım için A grubundaki insanlar ile birlikte oluyordum. Bu bana bir şey katmadığı gibi geriye götürüyordu ve zaman kaybettiriyordu. Biraz düşündüğümde kendime verdiğim değerin tam olmadığını ve üretkenliğimin azaldığını gördüm. Bu zaman kaybı yerine kendimi, faydalı olabileceğim ve üretbileceğim, sürekli geliştirebileceğim işlere adadım. Artık tamamen B grubuna göre değerlendiriyor ve hiç kimse bile olmasa sonsuza dek tek başıma kalmayı göze alıyorum. Seni anlamayan ve gerçeği görmeyen kişiler ile birlikte olmaktansa hiç olmamak inanın daha iyidir. Siz ilerledikçe B grubunda olan daha az kişi ile karşılaşırsınız. Ancak bu yalnızlık eğer doğru yoldaysanız ve gerçekte yalnız olmadığınızı biliyorsanız sorun etmemeniz gereken bir konudur. Sizin gibiler olduğuna güvenin. B grubunda olan ve bunları anlayan 1 kişi  A grubundaki 1000 lerce kişiden iyidir. Bu kişileri sonsuza dek beklemenize değer. Onlar sizi veya siz onları bulacaksınız. Onlar geldiğinde yanınızda A grubundan insanlar olsun istemezsiniz emin olun 😉 Yeniye yer açmak için eskiyi bırakmanız gerekir. Eski enerjinizi aştıysanız ona artık geri dönmeyin. Eski enerji ile tüm bağınızı koparın.

Sevgiyle.


Net olmanın inanılmaz enerjisi

Öncelikle net olmak ne demek ondan bahsedelim. Daha sonra net olmadığımızda nasıl enerji kaybediyor ve net olduğumuzda hayatımız nasıl değişiyor onlardan bahsedeceğim.

Net olmak her hareketinizden, gözlerinizden, yaydığınız yüksek enerjiden belli olur. Net olmak sözlerinizin, düşünce ve davranışlarınızın aynı olduğu bir durumdur. Ne yapmak istediğinize karar vermiş ve yolunuza hiç sapmadan devam ettiğiniz çok güçlü bir haldir. Net olmak gittiğiniz yolda kendinize güvenmektir. Ne denirse densin bu yoldan dönmemektir. İnanılmaz bir güce sahiptir. 

Bu enerjinin gücünü anlatmadan önce net olmadığımızda ne kadar enerjimizi boşa harcadığımızdan bahsetmek lazım. Net olmadığımızda kendimizi bir yerlerde savrulurken buluruz. Aslında amacımız bir arayış değilse ve savrulurken neden savrulduğumuzun da farkında değilsek aşırı saçma noktalara varabilir ve kendimizi kaybedebiliriz. Aslında hayatında net olmayanlar genelde net olanların peşinden gider ve istemeden oraya sürüklenir, net olanların etkisi altına girer. Çünkü birazdan bahsedeceğim netliğin enerjisine kapılırlar. Bu aslında çok doğal bir süreçtir. Çekim gücü ve enerjisi net olanda yüksek olduğundan ve net olmayanın enerjisi zayıf olduğundan, net olmayan net olana doğru çekilir. Büyük gezegen ve yıldızların küçük gezegenleri veya göktaşını çekmesine benzetebiliriz bunu. Oradan oraya savrulur durursunuz kısaca. Bir net olandan diğer net olana sürüklenirsiniz. Sürekli iş değiştirmek, yer değiştirmek, fikir değiştirmek, başkasının fikirlerinden çok sık etkilenmek bunun göstergesidir. Bu gibi durumlarda yapmanız gereken bunun farkına varıp hayatınızda netlik arayışına girmektir.

Netlik her zaman gelmeyebilir ama arayış başlarsa ve farkında olursanız mutlaka ortaya çıkacaktır. Bunun için algılarınızı açıp ne istediğinizi arayışa girmeniz gerekir. Mümkün olan seyahatleri yapıp değişik mekanlara gitmeniz, mümkün olduğunca çok insanla konuşmanız ve tanışıp ilham almanız size bu aşamada çok fayda sağlayacaktır. Netlik bir anda ortaya çıkabilir veya yavaş yavaş belirir. Siz size sunulan ipuçlarını takip edersiniz. Netlik arayışında olanlara takip edebilecekleri ve hisleri ile seçebilecekleri fırsatlar sunulur. Bu yollara girip baktığınızda orada başka kapılar açılır. Ne hissettiğinizi her seferinde sorgulamak doğru yolda olup olmadığınızı bir pusula gibi size gösterecektir. 

Net olduğunuzda ise inanılmaz bir enerji ortaya çıkar. Bu enerjiyi sadece gerçekten net olmuş olan anlar.  Sizi şaşırtacak şekilde inanılmaz bir güç oluşur. Yaptığınız iş, konu her neyse size hiç zor gelmez. Kısa sürede çok büyük işler başarılır. İnsanlar size doğru çekilmeye başlar. Özellikle kendi yolunda ilerlemeyen ve net olmayan insanlar size hemen çekilir. Onlar sizin netliğiniz karşısında şaşırır ve sizi takip etmeye ve sizi dinlemeye başlarlar. Siz bir yol gösterici olursunuz. Enerjiniz herkese ışık olur ve sizle olmaktan herkes memnun olur sizi örnek almaya başlar. İşte serüven bu noktada başlar. Bu enerji sizi sağlıklı, ışıldayan, çok güçlü biri yapacak ve kendinize şaşıracaksınız. 

Ben net olabilmeyi  hayatımda birkaç kere yaşadım ancak son 20 yıldır belki hiç yaşamıyordum. Bazen insan yapması gerekeni yapar ve yıllar geçip gider. Hiç durup düşünmez ben ne yapıyorum diye. Bir robot gibi yaşar. Kendini dinlemez. Bu hepimizin başına geliyor maalesef. Eskiden yaşadıklarımda bunun gücünü ve önemini tam bilmiyordum.  Şimdi o ışık ben arayışa girdiğim için ortaya tekrar çıktı. Sizde bu ışığı tekrar ortaya çıkarabilirsiniz. Önce farkına varın. Uyuşukluk, isteksizlik gibi belirtiler varsa kesinlikle robot modunda yaşıyor yani yaşamıyorsunuz demektir. Hemen net olmaya başaramayabilirsiniz. İnsanın ne istediğini bulması kolay değildir.

Genelde insan sahip olmadıklarını ister ve sonrasında çok önemli olmadığını anlar.  Bunun böyle gelişmesi gerekir. Bu doğal bir süreçtir. İsteklerin geçici olduğunu anlarsınız. Kendinize zaman tanıyın. Yoksunluk ile para istemek, ilişki istemek bir netlik ve gerçek bir amaç değildir. Net olmak ile ilgili şu örneği verebilirim çok basit bir şekilde. Diyelim bir iş ile uğraşıyorsunuz ve çok paranız olduğunda aynı işe devam edermisiniz? Bu kadar inanarak mı yapıyorsunuz bu işi? Cevabınız evet ise kesinlikle doğru yoldasınız diyebilirim.  Şu anda bulunduğunuz hal sıkıntılı ve net olmadığınız bir durum ise bu hale de kendinizi siz getirdiniz. Önce bir şeyler istediniz belki sonra boş olduğunu anladınız. Ama bunu yaşamanız gerekiyordu. Her şey bir deneyim. Bu yüzden sakın kendinizi suçlamayın. Bazı şeylerin farkına varmak ve anlamak için bu sıkılma halleri çok faydalıdır.

Şimdi değişim zamanı. Etrafa bakın, kafanızı kaldırın, çıkın dolaşın, gezin, sosyal olun. Ne kadar çok şey görür ve düşünürseniz kendinizi o kadar kolay bulursunuz veya karşınıza bir sürü fırsat çıkar ve denersiniz. Denerken ne istediğinizi anlar ve öğrenirsiniz. Hep deneyim için burada olduğumuzu söylüyorum ama net olduğunuzda deneyimler eşsiz ve çok zevki hale gelir. Sizi kolay kolay bir şey üzemez ve yolunuzdan döndüremez. Kararlı ve net olmak işte bu kadar güçlü ve çekim gücüne sahiptir. O güç sizden çıkar ve evrene çok net bir sinyal gönderir. Ben bunu istiyorum ve sonuna kadar inanıyorum. Bunun için ayrıca inanmadığınız ve eskide kalan herşeyi bırakmanız gerekebilir. Bu aynı zamanda bu net olduğunuz konuya ne kadar inandığınızı bir kez daha gösterir. Siz bıraktıkça ve yolunuzda ilerledikçe daha çok güçlenirsiniz. Bu inanılmaz bir serüven ve histir. 

Bu enerjiyi ve gücü yaşamayan herkesin yaşamasını ve hissetmesini isterim ve yaşayanların da ne demek istediğimi çok iyi anlayacağını umuyorum.

Sevgiyle