Egonun Ölümü
“Gerçek benliğine doğmak, yıllarca taşıdığın egonun acılı ama kaçınılmaz ölümüdür. Kaybetmekten korktuğun kimlikler çözüldüğünde, ilk kez gerçekten sana ait olan özgürlüğe uyanırsın.”
Doğum anı sancılıdır. Anne bebeğini doğururken çok acı çeker ve bebek doğduğu anda acıyı unutup çok mutlu bir ruh hali içine girer.
Kendini bulmak, kendin olmaya başlamak bir doğuma benzer. Seni tanımlayan egodan kurtulmak çok zordur. Çünkü sen onun sayesinde var olduğunu düşünürsün. Bir anne, bir baba, bir kariyer sahibi, iyi bir evlat olmak için geliştirdiğin ego senin kimliğindir. Onu nasıl bırakırsın? Çok emek vermişsindir. Para kazanamamaktan korkarsın, gelecekten korkarsın. Kaybedecek çok şeyi olanlar bundan daha çok korkar. Sen daha çok kazandıkça , ailen daha çok büyüdükçe korkuların artar. Sen daha çok egon olursun. Ego seni büsbütün sarmalar. Bu yüzden ondan öyle kolay kolay kurtulamazsın. Çoğu zaman seni ele geçiren bu yaratığın farkına bile varmazsın. Varsan bile bişey yapamaz, onunla barışıp yaşamaya çalışırsın. Hayatı erteler, isteklerini gömer, çok emek verdiğin kimliğini bozmamak , çok değer verdiklerini kaybetmemek için yoluna devam edersin. Aslında bilmezsin o sahip oldukların zaten senin değildir. Hiç senin olmamıştır. Sen sadece kendinin sahibisin. Kaybetme korkusu ile yaşayıp mutsuz , huzursuz olursun. Çok parası olup mutsuz olan ve onu kaybetmekten korkan çok insan vardır. Çocuklarınız size ait değildir. Onlar hayatın çocuklarıdır. Eşiniz size ait değildir. Sizin gibi hayatı deneyimleyen ve kendi egosu olan biridir.
Zengin olan ve hedeflerine ulaşan insanlar bir anda hayatın anlamına aramaya bu yüzden daha kolay başlarlar. Çocukları büyümüş, belli hedeflere ulaşmış ve geriye ne yapmam gerekir diye sorgulamaya başladıklarında, o zaman kendini arayış başlayabilir. Her şeyi bir anda bırakabilirler korkularını yenip. Bu gerçek bir doyuma ulaştıktan sonra olur.
Yaşanan bazı acılar, mutsuzluklar, kayıplar, yalnız kalmak da bu doğum anını hızlandırabilir. Bu acıların, mutsuzlukların en güzel tarafı budur. Kendini bulmaya ve içine dönmeye, ne istediğini aramaya başlarsın. Kötü olayları, bir fırsat, bir öğretmen olarak gördüğün zaman, herşeyi olduğu gibi kabul ettiğin zaman değişimde başlar. Her şey yaşanmıştır ve olması gerektiği gibidir. Bunu değiştiremezsin. Ama sen bundan birşey öğrenip değişebilirsin. İşte bu yüzden kaybedecek çok şeyi olan insanlara göre acılar yaşayan insanlar hayata daha farklı bakarlar. Çünkü yeniden doğarlar. Bu kötü olaylar bazı gerçekleri görebilmek için iyi bir fırsattır.
Bu süreç, tek başına atlatmanız gereken ama bittiğinde çok mutlu olabileceğiniz bir süreçtir. Süreç tamamlandığında yeni doğmuş çocuğu olan bir anne gibi sizde çok sevinir ve yeni doğmuş hayatınıza bakarsınız.
O çocuğun yeni bir serüveni başlamaktadır. O serüven birçok belirsizlik içerebilir. Ancak güzel olan, birçok potansiyel ile dolu olan o sınırsız seçenekleri olan o belirsiz hayattır. O hayatta, sabırsız olmaz, hislerinizi dinler ve gerçekten sevdiğiniz şeyleri yaparsınız. Bu eski hayatınızda olduğundan daha fazla mutluluk, bolluk ve bereket getirecektir. Çünkü her şeyi sevinç için, mutlu olmak için, kendiniz öyle istediği için yaptığınızda, o zamanda tüm güzellikleri kendinize çekersiniz. Hayatı gerçekten yaşamaya başlarsınız. Birgün o çocuğu tekrar bir kalıba sokmaya çalışacaklar, eğitmek isteyecekler, tavsiyeler verecekler. Ancak o çocuğun annesinin karnından doğan çocuğa göre farkı bu onun ikinci doğuşudur ve bu sefer kendini doğurmuştur. Çektiği acı ve ardından gelen mutluluk çok benzerdir. İlk hayatını kendisinin neye dönüştüğünü anlamadan yaşadığı için birşey yapamamıştır. Şimdi her şeyi bildiğinden eski hataları yapmaması ve aynı savaşa tekrar girmemesi gerekir.
Kendini Sevmek
Kimsenin seni koşulsuz sevmesini bekleme. Sen kendini koşulsuzca seversen o zaman başkalarını da koşulsuz sevebilirsin. Ancak başkasına bu anlayışı veremezsin. Bu konuda onlara sadece örnek olabilirsin.
Başkaları sende bu sevgiyi görüp içlerine dönerler ve kendilerini koşulsuz sevmeyi öğrenirlerse o zaman başkasını da gerçekten sevmeyi öğrenebilirler. Onlar bunu isteyerek yapmadıkça siz bunu onlara zorla veremezsiniz. Kendinizi ve başkasını koşulsuz seviyorsunuz diye bunu onlardan bekleyemezsiniz. Sadece olduğunuz gibi kendinizi severek ve güzel şekilde yaşamaktan başka yapabileceğiniz birşey yoktur. Herkes öğrenmek ve almak istediği bilgiyi alır. Zorla kimseden kendisini çok sevmesini ve sonra sizi sevmesini isteyemezsiniz.
Bir insan sadece kendini bencilce severse sevginin gerçekte ne demek olduğunu bilebilir. Sen kendini bu sevgiye layık bulmuyorsan başkasını nasıl gerçekten seversin ve başkasının da seni sevmesini nasıl bekleyebilirsin? Önce sen kendini çok sevip güzel yaşamalısın. Sevgi ne demek anlamak için işe kendinden başlamalısın. Sonra karşındaki de aynı şekilde kendini sevmeyi öğrenmiş ise bu iki kişi gerçekten birbirini sevebilir. Sen güzel yaşadığın, kurallara uyduğun ve başarılı göründüğün için seni seviyorsa veya tam olarak kendini sevmiyorsa, sevgi geçici ve koşullara bağlı olur.
Hiçbirimiz kendimizi tam olarak sevmeyi beceremiyoruz. Becerebilsek o zaman kendimizi mutsuz edecek hiçbir şeyi yapmaz, tamamen mutlu edecek şekilde yaşardık. Toplumsal baskılar, kurallar ve gelecek korkusu bunu yapmamıza engel oluyor ve kendimizi tam olarak sevmeye, dolayısı ile de karşımızdakileri sevebilmeye engel oluyor. Kendini sevebilmek için önce tamamen kendine odaklanmalı ve hislerine, isteklerine göre güzel bir hayat yaşamalısın. Önce kendine, hislerine değer vermeli ve isteklerine çok önem verip, onları yerine getirmelisin. Bunu yapamıyorsan kendine çok değer vermiyorsun ve çok sevmiyorsun demektir. Başkasını da gerçekten sevemezsin.
Kendini çok seven ama toplum kurallarına göre yaşamayan insanları toplum dışlar. Ancak onlar içlerinde önce kendilerine sonra başkalarına çok büyük sevgi beslerler. Onları görmezden gelir, kabul etmeyiz. Hatta onlar gibi olmaktan korkarız. Bizler toplum baskısı altında yaşamaya alışmış ve gerçek sevgiyi bu yüzden unutmuş varlıklarız. Bu yüzden sevgimiz yüzeysel ve koşullara bağlı. Dış güzellik, doğru davranışlar ve belli kurallara göre sevgi veriyor ve alıyoruz.
Lafa geldiğinde hepimiz “Ama ben kendimi seviyorum” deriz. Ancak şunu düşünün; siz hisleriniz doğrultusunda yaşayıp, hayatı sonuna kadar deneyimleyebiliyor musunuz? Ben kendimi hep çok sevdim ama bunları henüz tam yapamadım. Bu yüzden “kendimi seviyorum” sadece lafta kalan birşey oluyor. Bundan dolayı mutsuz oluyorum. Mutsuz bir insan nasıl karşısındakine tam sevgi verebilir? Kendisine sağlayamadığını başkasına nasıl sağlar? Ayrıca kendini gerçekleştiremeyen, hayatı istediği gibi yaşayamayan biri nasıl olurda toplumsal kuralların bulunduğu bu çarktan korkmadan kendini dışarıya atar. Bencil olup önce kendini düşünür. Kolay kolay yapamaz. İşte bu korku önce mutluluğumuza sonra kendimizi sevmemize engel olur. Bırakın sevmeyi , kendinizden nefret eder hale gelebilir, sonunda da hergün yaşayan bir ölü gibi dolaşırsınız. Çarktan çıkmak kolay değildir. Bunun için ya radikal kararlar almalı, ya da mevcut hayatınız devam ederken başka yollar aramalısınız. Aynı düzende devam ettiğiniz ve risk almadığınız sürece ne bu hayatı yaşayabilecek, ne kendinizi , ne de başkalarını tam olarak sevebileceksiniz. Kendisini sevmeyen kişi, önce kendisine zarar verir, sonra kendisini sevenlere, etrafına zarar verir, üzer. Çünkü kendisi mutlu değildir. Kendini seven ve hayatını istediği gibi yaşayan biri ise etrafına neşe, sevgi saçar. Hem kendi mutludur hem de herkesi mutlu eder.
Yardım etme
Birine istemediği halde yardım ettiğinizde, aslında onun öğrenmesi gereken derslere ve gelişimine engel olarak iyilik değil kötülük yapmış olursunuz. Bu yüzden başta teşekkür eden insanlar, zamanla size karşı öfke, uzaklık veya değersizleştirme hissi geliştirebilir.
Çoğu zaman kendimiz sorumlu hissedip sevdiklerimize, çevremizdekilere yardım ederiz. Hiç düşünmeyiz doğru mu yapıyoruz yanlış mı yapıyoruz. Yardımın neresi kötü veya yanlış olabilir ki?
Yardım etmek her durumda doğru birşey ise, bu insanlar bazen size neden kötü hisler beslemeye başlar ya da yardımınızın bir anlamı, kıymeti olmaz.
Bu neden böyledir? Öncelikle konuyu anlamak için en temel noktayı anlamamız gerekiyor. Kendi çocuklarımız dahil, tüm insanlar bir amaç ve kendi kişisel gelişimleri için buradalar. Yaşamaları gereken bir hayat ve öğrenmeleri gereken dersler, aşmaları gereken zorluklar var. Ruhları bunu biliyor ve bu zorluklara ihtiyaç duyuyor. Siz, birine, o istemeden yardım ettiğinizde ona aslında iyilik değil kötülük yapmış oluyorsunuz. Onun gelişimine, çekmesi gereken acılara, öğrenmesi gereken derslere engel olmuş oluyorsunuz. Belkide ruhu bu yüzden öfkeleniyor ve kin duyuyor size. İlk başta size teşekkür ediyor belki, ama sonra? Sonrasında bir kızgınlık, bir öfke, ve ya da sizden uzaklaşan birini buluyorsunuz karşınızda ve şaşırıyorsunuz. Yine ben bunu hak etmedim diyorsunuz kendi kendinize. Maalesef, bu kişi, anneniz, babanız, kardeşiniz de olsa, en yakın dostunuz da olsa, o istemeden yardım etmekle büyük hata yaptınız. Kıymeti bilinmediği gibi size karşı bir nefret, öfke bile görebilirsiniz. Anlam bile veremeyebilirsiniz olup bitene. Anlam veremediğiniz bu durum uzun yıllar devam edebilir ve sonuçta düzelmeyecek bir öfke ve kine dönüşebilir. Bu genelde aile bireylerinde, kardeşler arasında sık görülür. Büyük kardeş küçük kardeşe hep yardım etmek ister o istemeden. Seneler sonra bakar ki hiç hoş görülmediği, saygı duyulmadığı gibi aynı zamanda nefret ediliyor kendisinden.
Artık sebebi anladığınıza göre herkesin kendi gelişimi için seçim yapmasına izin vermemiz gerektiğini anlamışsınızdır. Buna çocuklarımız da dahil. Biz herşeyi önlerine hazır koyduğumuzda nasıl gelişemiyorlar ise, yetişkin insanlar da aynı şekildedir. Bırakın ruhun neyi öğrenmeye ihtiyacı var ise onu yaşasın ve öğrensin. Yaşamasına ve kendisi olmasına, kendi yardım talebini istemesine izin verin.
Yardım edebilecek kişilerin iyilik yapayım derken kötülük yapmamak için tekrar tekrar düşünmeleri, durumu anlattıklarım açısından gözlemlemeleri gerekir. Yardım etmek yerine o kişinin çabalamasına izin vermek, yardım zamanı ve talebi gelene kadar uzaktan gözlemlemeye devam etmek en iyi seçim olacaktır. Aslında seçimi biz yapmıyoruz farkındaysanız. Yardıma muhtaç olan kişiye çabalama, öğrenme ve yardım isteme seçim şansını bırakıyoruz. Karşınızdaki kişiler ile olan ilişkilerinizde her konuya bu mantık ile yaklaşıp onları ilgilendiren konularda seçimleri onlara bırakırsanız, seçimleri kötü bile olsa sonuç onlara iyi gelecektir. Bu seçimler onlar için gereklidir. Biz o kadar sahipleniyoruz ki bazen herşeyi, unutuyoruz her bireyin niye burada olduğunu. Bireyler, ki bunlara çocuklarımız da dahil, özgür iradelerini ortaya koymak ve sonuçlarını görmek ister. Bırakın herkes kendi seçimini yapsın ve o seçime saygı duyun. Hata veya kötü diye birşey olmadığını, o kişinin her verdiği karar sonucunda deneyim kazanacağını anladığınızda içiniz daha rahat olacak bu seçimleri serbest bırakmada.
Yardım isteyene yardım etmek bir başkadır. İnsan zor durumda kalınca yardım isteyebilir. Bu durumda çekinmeden yardım edin. Hem o kişiye çok fayda sağlamış olacaksınız hem de yaptığınız boşa gitmeyecek. O kişi çabalamış, alacağı her dersi almış ve çıkamadığı bir durumdan kurtulmak istediğinden sizden ona el uzatmanızı istemiş olabilir. Burada çabalamış olması çok önemli bunu ayrıca anlatacağım. Ders alsın almasın sonuçta yardım isteme kararı kendisinden gelmiştir ve sorumluluk artık kendisine aittir. İstenmeden yapılan yardım gibi değersiz olmaz ve değeri bilinir.
Gerektiğinde yardım istemeyi de billin. Yardım istemek kötü birşey değildir. Sizi muhtaç veya zavallı yapmaz. İstemek , talep etmek gerçekten içinizden geliyorsa yapın. Bunu sadece birine karşı yapmanız da gerekmez. Kendinize bile söyleyebilirsiniz. “Bu sorunun çözülmesini, bu soruya cevap bulmayı talep ediyorum.” diyebilirsiniz. Biliyorsunuz, insan ilk dünyaya geldiğinde de ağlayarak yardım ister. Karşılığında istediği olur ve özenle bakılarak büyütülür. Sizde zaman zaman bunu yapabilir ve etrafınızdan, evrenden, Allah’tan, içinizdeki varolan o muazzam güçten yardım isteyebilirsiniz. Yardım gönülden talep ediliyor ise karşılıksız kalmayacaktır. Öğrenmek istediğiniz soruların cevapları karşınıza çıkacak, uzanmayan yardım elleri size uzanacaktır. Ancak yardım anı geldiğinde sizde hazır olun ve yardımı alarak o yardımı en iyi şekilde değerlendirin, kıymetini bilin. Yardımı sunanı onurlandırın, içten bir teşekkür edin.
Yardım, yardım isteyene verilir. Talep etmek bu dünyadaki en güzel şeydir. Bir konuda yardıma ihtiyacınız var ise ve yeterince çabaladınız ama kendi kendinize çözemiyorsanız o zaman talep edin ve isteyin! Ancak unutmayın ki, hiç çabalamadan istenen yardım dürüst bir yardım isteme olmaz ve yardım isteyen kişiye de yardımı alsa bile fayda sağlamaz. Çünkü bu durumda yardımı alan kişi yine kıymet bilmez ve değerini anlamaz. Er geç yardım isteyecek duruma geri döner. Bu kişileri, yani çabalamadan yardım isteyenleri kolayca ne kadar uğraştığını sorgulayarak ve gözlemleyerek anlayabilirsiniz. Bu gibi durumlarda hemen yardım etmek yerine o kişiye önce çabalaması için yol gösterebilir bunun kıymetini ve onun için nasıl daha iyi olacağını anlatabilirsiniz. Bu durum bir soruyu nasıl çözeceğini hiç düşünmeden, çabalamadan yardım için öğretmene, annesine, babasına giden çocuğa benzer. Hemen yardım ederseniz yine kötülük yapmış olursunuz o çocuğa. Öğrenmesini engellersiniz. Öğretmen soruyu çözmek için ne gibi yöntemler denediğini sorar sormaz anlar öğrencinin bu konuda ne kadar çaba harcadığını. Sizde birkaç soru, uzaktan gözlem ile anlayabilirsiniz ne kadar çaba sarf edilmiş. Hala yapması gereken ama görmediği , yapmadığı şeyler farkederseniz bu konuda yol gösterebilirsiniz.
Çabalayamayan, çalışamayan, muhtaç kişilere yardım etmek tabiki iyi ve gerekli birşeydir. Onları da elinden birşey gelmediği için çabalıyor gibi değerlendirebilirsiniz. Burada daha çok çabalama gücü olanlardan bahsediyoruz. Muhtaç durumda olan insanlardan değil.
Özetle, yardımı gerçekten çabaladıktan sonra isteyin ve iyi değerlendirin. Yardım isteyene de yardımı talep etmiş ise, çabaladığını gördükten sonra verin! Birine yardım etmek, yardım gücünüz olsa bile basit birşey değil, çok büyük bir sorumluluktur. Düşünmeden, istenmeden yardım ederseniz, en sevdiklerinize bile kötülük yapmış, onların deneyim kazanmalarını , gelişimlerini engellemiş olursunuz. Üstüne birde kötü davranılan, değer görmeyen siz olabilirsiniz. Birine yardım etmek işte bu kadar karmaşık ve hassas bir konudur. Her zaman olaylara var oluş sebebimiz, Özgür irade ile kendini gerçekleştirip deneyim kazanma” olarak baktığınızda bu ve bunun gibi konuları daha rahat çözümleyebilirsiniz.
Yaşamın Amacı
“Mutluluğu ve başarıyı dış koşullara bağladığımız sürece, hayatı gerçekten yaşayamıyoruz; çünkü ne başarı vardır ne de başarısızlık, sadece deneyim vardır. Yaşamın amacı bir hedefe ulaşmak değil, sıkıldığında yön değiştirip korkmadan yeni deneyimlere açılabilmektir.”
Uzun yıllar yaşam amacımı aradım. Amacımın iyi ve mutlu bir yuva kurmak, iş hayatında başarılı olmak diye düşündüm hep. Başarılı oldum da sayılır. Kime göre onu da bilmiyorum. Başarılı olmak nedir? O konuda da tek bir doğru yok. Mutlu bir yuva kurdum ve başarılı işler yaptım sonuçta. İş hayatında her yöntemi denedim. Ancak hep içimde “Hayat bu olmamalı, çalışmak, eve gelmek, sabah tekrar işe gitmek.” Bir süre hayata iş ile odaklandım. Bir süre aile ile odaklandım hayata. Sonuçta şunu anladım. Başarı ve mutluluk hep bir şeylere bağlı ve o şeyler iyi gidiyorsa koşuluna bağlı oldu. Aslında hiçbirimiz başarısız değiliz. Hatta başarısızlık diye birşey yok. Sadece deneyim ve tecrübe kazanmak var. İşi kötü giden biri başarısız olmuyor tam tersi denemiş ve deneyim kazanmış oluyor. Evlenip boşanan biri, evlenmemiş birine göre, veya derin ilişkiler yaşayanlar, yaşamayanlara göre çok daha fazla deneyim ve bilgelik kazanmış oluyor. Hayatı yaşamak da bu değil mi? Sonuç olarak geldiğim noktada başarıyı aramayı bıraktım. Olaylara kötü veya iyi diye bakmak yerine deneyim olarak bakmayı seçtiğinizde bu hayattaki amacınızın yaşamak olduğunu anlıyorsunuz. Sıkılınca bir şeyden ve mutsuz hissedince, oradan alacağınız deneyimi almış olduğunuzu anlamalı ve başka deneyimlere yelken açmalısınız. Bırakmak, vazgeçmek ilk başta zor gelebilir. Hepimiz alışkanlıklarımız ile programlanmış , otomatik hareket eder şekilde yaşıyoruz. Bunu farkettiğiniz ve sıkıldığınız anda korkmadan farklı yollara gidebilmeyi öğrenmek bu işin en zor tarafı. Konfor alanı ve düşünce yapımız buna izin vermiyor. Ben bunu bırakırsam ne yaparım? Nasıl bir hayatım olur? gibi korkular hepimizde var maalesef. Korkmak bu açıdan yaşamaya engel.
Korku, çok güçlü bir düşünce tarzıdır ve aklınızdan çıkmaz. Bu yüzden neden korkuyorsan seni bulma şansını arttırmış olursun. Örneğin parasız kalmaktan korkarsan maaşlı bir iş ararsın ve belki geçinirsin ama hayatını feda etmiş ve çok zengin olmadan yaşarsın. Hiçbir şeyden korkmamayı öğrenmelisin. Sen çok güçlü ve özelsin bunu unutma ve gerçekte kim olduğunu ne kadar sınırsız olabileceğini idrak etmeye çalış. Bunu yaparsan da hiçbir şeyden korkmaya değmeyeceğini anlarsın. Gönüllü yapabileceğin işlere ve yaşam tarzına odaklan. Gönüllü yapılan işler çok güçlüdür. Sabah büyük bir yaşam enerjisi ile uyanır, gece geç saatlere kadar çalışırsın. Gönüllü yaşarsan bu sayede mutlu olacak ve karşına daha çok imkan çıkmaya başlayacak. O zaman çok deneyim kazanacak ve mutlu olacaksın. İyi bir hayat yaşamak ancak bu şekilde mümkün olacak. Gönüllü yapabileceğin işleri nasıl mı bulursun? Yine hislere odaklanıp neyin mutlu ettiğine bakmalısın. Yol göstericimiz hep sevinç, mutluluk. Bunu aklından çıkarmazsan artık çok daha kolay karar veriyor olacaksın. Denemelere ufak konular ile başlayabilirsin. Bir anda gidip işini bırak ve kafana göre yaşa demiyorum. Ufak konular ile başla. Seni nelerin mutlu ettiğini keşfet. Mutlu ve gönüllü olduğun seçimler yapmaya başladıkça zaman içinde kapıların nasıl açıldığı seni şaşırtacak ve ustalaşacaksın bu yöntemi uygulamakta. O zaman büyük kararlar kapıda olduğunda çok tereddüt etmeyeceksin.
Hepimiz yaşam amacımızı arıyoruz. Sen kendini keşfetmek ve tekamül için buradasın. Bu kısa hayatta amacımız sadece mutlu yaşamak ve deneyim kazanmak olmalı. Bu sayede gelişebiliriz ve ilerleyebiliriz. Aynı noktaya saplanmak ve seni mutlu etmeyen zorla yaptığın şeyler ile bu mümkün değil. Bu kadar basit aslında amacımız. Mutlu yaşamak ve deneyim kazanmak.
Anlamak ve anlaşılmak
“Anlaşılmayı beklemek çoğu zaman yanlıştır; çünkü bir insanı gerçekten anlamak büyük bir emek, alçakgönüllülük ve çaba gerektirir. Bu yüzden hayatın merkezine anlaşılmayı değil, doğru insanları seçip anlamayı, desteklemeyi ve kendi mutluluğunu kendi içinde kurmayı koymalısın.”
Çok emek verdiğinizde ve anlaşılmadığımızda çok üzülüyoruz. Oysa insanların sizi anlamasını beklemek aslında hata. Çünkü çok emek ister anlamak. Bu yüzden ilişkileri yürütmek için her iki tarafta da büyük bir anlayış olması gerekir. Bazen bir taraf, anlamaya çalışmak zor olunca onun yerine baskı kurar, kendi kuralları ile yürütmek ister, kısacası ilişkiyi manipüle etmek ister. Beni anlasın, bana uysun der. Zor olanı değil hep kolay olanı seçme eğiliminde olduğumuzdan, anlaşılmak çok beklememen gereken birşey olmalı. Bu sayede çok da üzülmezsin çünkü kimse kimseyi gerçekten bilemez, anlayamaz. Karşındakini anlamak ise çok alçak gönüllü olmayı gerektirir. Çok emek verip belki yaklaşabilir ama tam anlayamazsın ve anlaşılmayı da beklememen gerekir.
Birgün biri seni iyi anlıyor sanarsan, büyük ihtimalle yaşadıkları , hayata bakış açısı sana benzediği içindir. Çok emek vererek anladığı için değil. Biri farklı da olsa seni anlıyor ya da anlamaya çalışıyor ise çok emek vermesi, çok vakit ayırıp anlamayı çok istiyor olması gerekir. Bunu nasıl anlarsın? Hissetmen lazım. Duygularında bunu hissedersin. Ya da işler kötü gittiğinde sana olan yaklaşımından. Seni anlamaya çalışan biri senin için çok emek verdiğinden kıymetini de anlamalısın. Genelde insanlar senin gerçek yüzünü , ruhunu değil, onla birlikte iken kendi hayatını ne kadar iyi hale getirdiği ile, yani kısacası kendisi ile ilgilenir. Siz kurallara uyarsanız ve denilenleri yaparsanız siz gittiğinizde tabi üzülürler. Uymazsanız zaten sizden giderler.
Durum böyle olunca, kendi hayatınızdan ödünler verip, anlaşılmak ve değer görmek için yaşamamanız gerekir. Aksi halde anlaşılmak için çabalar durur ama sadece ömrünüzü tüketirsiniz. Sonrada olmayınca çok üzülürsünüz. Alçakgönüllü iseniz de karşınızdakini anlamaya çalışmalı ve empati yapmalısınız.
Bu hayat mücadelesinde herkes bir amaç, kendini gerçekleştirmek ve ruhen aç olan kısımlarını doyurmak için uğraşıyor. Anlıyor olmanız ona hak verip onun gibi olmanızı da gerektirmez. Anlıyor olduğunuzu söylemeniz ve onun kendi mücadelesinde yanında durup desteklemeniz, ya da talep ederse yardımcı olmanız yeterlidir. Talep etmezse yanında durun yeter. Çünkü zorluklar ile kendisi mücadele edip , kendi gelişimi için bazı çözümleri ve yolları bulmalıdır. Talep etmeden yapılan yardımın zaten hiç kıymeti olmadığı gibi, karşındakinin gelişimini engelleyeceği içinde ona yapılan bir kötülüktür.
Sonuç olarak, çok değerli vaktimizi kötü harcamamak ve sonradan üzülmemek için anlaşılmaya çalışmak yerine hayatımızı en iyi ve anlamlı şekilde yaşamaya devam etmeliyiz. İlişkide olduğumuz insanları buna değer düşünüyorsak anlamak için çaba sarf etmeliyiz ve anlayamazsak bile bir zararı dokunmuyor ise yanında durarak destek olabiliriz. Zararı dokunuyorsa burada karar sizin. Bir karar vermeniz ve ne kadar zararı olduğunu ve bu kişiye değip değmeyeceğini yine duygularınız ile tartmanız gerekiyor. Burada da yine karşı tarafın sizi ne ölçüde anlamaya çalıştığına, anlamadığı zamanlarda bile yanınızda durup durmadığına, sizi destekleyip desteklemediğine bakıp, yeterince alçakgönüllü olup olmadığını anlayabilirsiniz. Böyle olunca çaba sarf edip herşeyin beraber üstesinden gelinebilir. Sonuçta o kişi buna değer ise ve o da sizin gibi emek veriyor ve alçakgönüllü ise onu kazanmış olursunuz.
Gördüğünüz gibi anlamak ve anlaşılmak çok zordur ve büyük çaba ister. Bu yüzden hiçbir zaman bu kadar zor bir çabayı karşıdakinden beklemeyin. Siz önce onu anlamaya çalışın. O bunu farkeder, karşılık verirse, o ilişki bir sonraki anlaşılamama durumuna kadar devam edebilir. Eğer birgün gerçekten anlaşılırsanız o zaman sevinirsiniz. Geçici olabileceğini yine de bilin. Mutluluğunuzu bunun üstüne kurmayın. Mutluluk bir insana, bir topluluğa ,bir olaya, yada nesneye bağlı olmaması gerektiği gibi birinin sizi anlamasına da bağlı olmamalıdır. Önce kendi başınıza mutlu olmayı öğrenmelisiniz.
Anlamaya çalışmak kendi karar verdiğiniz ve kendinize iyi gelecek, sizi mutlu edebilecek alçakgönüllü hareketlerden biridir.
Anlaşılmamanın üzüntüsü yaşamak yerine, alçak gönüllü olup anlamaya çalışmanın mutluluğunu yaşayın!
Ferhat Balaban
Kendin için yaşa
Başkaları için doğru ve kabul edilebilir olana göre değil kendin için doğru ve kabul edilebilir olana göre yaşarsan, o zaman gerçekten onurlu ve asil bir şekilde iyi bir hayat yaşamış olacaksın!
Anda kalmak gerçekte nasıl bir şey?
Hepimiz sık sık duyuyoruz değil mi? “Anda Kalmak” sürekli karşılaştığımız ama tam olarak ne yapacağımızı bilemediğimiz ve ne olduğunu tam anlamadığımız bir terim. Ne kadar önemli olduğunu bu yazımda anlayacağınızı ve artık uygulamaya başlayabileceğinizi düşünüyorum.
Önce şu kavramdan başlayalım. Sadece şu an vardır. Ne geçmiş, ne de gelecek. Bunda hemfikiriz sanırım. Peki bu ne işimize yarayacak? Şöyle ki eğer geçmiş geçmişte kalmış ve gelecek henüz gelmemiş ise biz anda olmalıyız ama malesef olamıyoruz. Ya geçmişin pişmanlıkları, üzüntüleri zihnimizi donatıyor ve geçmişte yaşamaya başlıyor veya gelecekte ne olacak gibi kaygılar ile stres yaratıp gelecekte yaşıyoruz. Her iki durumda da anda olamıyoruz.
Peki ne yapalım? düşünmeyelim mi? Elbette düşünmeden duramıyoruz ama önce düşüncelerinizi gözlemleme ile başlayın ve geçmişte mi gelecekte mi olduğunuzu önce farkedin. Bunu anlamak için yanınızda küçük bir defter taşıyarak veya telefonunuza not alarak düşüncelerinizin ağırlıklı ne olduğunu bulmaya çalışın. Bazılarında hem geçmiş hem gelecek sürekli beraber dönüyor da olabilir.
Geçmiş ve gelecekten nasıl kurtulacağımıza gelmeden önce bunun bize ne gibi faydaları var onlardan bahsedelim.
Anda kalmak birçok açıdan bizi iyileştirir ve hayatın tadını çıkarmamızı sağlar. Kendiniz ile barışık olmanızı, mutlu olmanızı, hem fiziksel hem de ruhsal iyileşmenizi sağlar. Aslında ikisi beraber iyileşir ve siz ruhsal anlamda iyileşirken yeni siz yeni bir beden yaratır. Dna nız yeni kimliğiniz ile yeniden şekillenir. Tarihe geçmiş birçok örnekte kanser teşhisi konmuş insanlar ümitsiz kaldıklarında ve anı yaşamaya karar verdiklerinde ve hastalığı unuttuklarında ve endişe etmediklerinde hastalığın da geçtiğini görmüşlerdir. Bir adamın hikayesini hatırlıyorum amerika da yaşayan bir yunanlı o kadar stresli bir hayat yaşamış ki kanser olduğunu öğrenince memlekete dönüp son günlerini eşi ile doğduğu yerde yaşamak istemiş. Orada üzüm yetiştirip eski akraba eş dost ile keyifli bir hayat yaşamaya başlamış ve o kadar eğlenmiş ve mutlu olmuş ki bir süre için kanser olduğunu da unutmuş ve aradan bir süre geçmiş, aklına gelmiş. Doktara gittiklerinde kanserden eser kalmadığını öğrenmiş. Bunun gibi çok örnek var ama bu örnek burada arzularınızın peşinden gidip mutlu olmanın, endişe ve stresi geride bırakmanın ve aslında anda kalmanın öneminden bahsetmiş oluruz.
Ruhsal açıdan da anda kalmak size çok şey katıyor olacak. Bu dünyadaki amacımız kendinizi gerçekleştirmek yani kendiniz olmak. Bu durumda kendiniz olabilmeniz için ne istediğinizi bulmanız gerekiyor. Bunu sadece anda kalmaya başlayarak bulabilirsiniz. Anda hiçbir sorununuz yoktur. Tabi kronik ağrısı ve hastalığı olanlar biraz farklı ama onlar da bu örnekteki gibi kurtulabilir ama amacımız bu noktaya gelmeden uyanmak ve kendimizi kurtarmak.
Önceliğin kendiniz olduğunu, siz iyi olmadan kimseye faydanız olmayacağını ve bunun için anda kalmaya başlamanız gerektiğini anlamalısınız. Anda kalıp her şeyi görmeye başladığınızda, düşüncelerinizi gözlemleyeceksiniz ve görmediklerinizi görmeye başlayacaksınız. Bunlara istediğiniz ve istemediğiniz şeyleri görmek de dahil. Hayatın tadını çıkarmak için size verilenleri, Etrafınızdaki güzellikleri göreceksiniz. Hmm evet burada etrafımızdaki kötü şeyleri de maalesef göreceğiz. Ancak siz önce iyi olmalısınız bu yüzden kendinize ve güzelliklere odaklanın. Ne demiştik siz güçlenmez ve iyi olmazsanız kimseye faydanız olamayacak. Bu yüzden kötülükler ile mücadele edecekseniz çok güçlenmelisiniz. Bu tamamen ayrı bir konu bundan da bir sonraki yazılarda bahsedelim.
Konumuza geri dönecek olursak, biz zamanı yatay bir çizgi gibi düşünürsek o çizgi üstüne bir nokta koyalım ve an diyelim. Sağda kalan kısım gelecek solda kalan kısım ile geçmiştir. Zihin ve düşünceler geldikçe bu çizgi üzerinde geçmişe ve geleceğe hareket ederiz.

Anda kalmak dikeyde yaşamaktır. Farklı bir dünyada ilerlemeye başlarsınız. Daha öncede yazılarımda anlatmıştım. Dünya sizin içinizden değişir. Siz dünyayı değiştiremezsiniz, önce kendinizi değiştirirsiniz. Dikeyde ilerlemek çok farklıdır. Ruhsal ilerlemedir. Yatayda ilerlemek ise zihinsel ilerlemedir. Zihin anda bulunamaz daima geleceğe ve geçmişe hareket eder. Ana bazen yaklaşır ve ama tekrar uzaklaşır. Anda kalmak geçmiş ve gelecek düşüncelerini barındırmadığınızda mümkün olur. Öyle bir odaklanır ve yaşarız ki zamanı unuturuz. Mutlu olur ve yaptığımız ne ise tadını çıkarırız. İşte anda olmak zaman illüzyonunu böyle yok etmek gibidir.
Daha önce not alın dememin sebebi buydu. Siz daha çok nereye gidiyorsunuz? Zihin anda kalmayı başaramaz. Sadece farkındalığınız çok artar ise anda kalmaya başlarsınız ve her şey iyileşmeye, frekansınız artmaya başlar. Ego bir kimliktir ve bu kimlik zihin tarafından beslenir. Ego sürekli kimliğini güçlendirmek ister ve siz ne olarak tanımlanmışsanız geçmişte yaşıyorsanız belirli olayları tekrar tekrar yaşarsınız ve ne konuda gelecekle ilgili endişeler taşıyorsanız o deneyimleri çekersiniz. Yani başınıza bela açan egonuz, sizin kimliğinizdir. Karma denen şey aslında bilinenin aksine budur. Birine bir şey yaptığınız için bir şeyler yaşamazsınız. Kendinize verdiğiniz kimliği tanımlamak, pekiştirmek için sürekli aynı kısır döngüde sıkışmaktır karma. Aslında bunun sebebi de en derinde bir şeylerin farkına varmanız ve uyanmanız içindir. Bu karmayı aşmanız içindir. Bunu anda kalmayı başarabilirseniz hemen de yapabilirsiniz. Ancak insan zor öğrenir ve zor dersler çıkarır. Maalesef zor anlar. Çünkü hiç anda olamamaktadır.
O zaman tüm karmalardan anda kalarak hemen kurtulmak mümkün mü? Evet kesinlikle. Peki kurtulunca ne olacak? Enerjinizi sömüren ve sizi aslında yok eden ve öldüren her şeyden kurtulacaksınız. Neden ölüyorsunuz? Öğrenemediğiniz ve karmalarınızı tamamlayamadığınız için artık bedenin dayanacak gücü kalmıyor. Çabuk yaşlanıyor, enerjisi düşüyor ve bir sonraki serüven için ruh bedeni artık terk ediyor. Bazen kurtulamayacağınızı anladığı içinde hemen gitmek isteyebiliyor. Yani sizi öldürüyor ki devam edebilsin. Yeni deneyimler ile karmalarını aşabilsin. İşte bu kadar insan bunun için uğraşıyor ama tek yapılması gereken anda kalabilmek. Karmalardan kurtulmayı talep etmek ne geçmiş ne gelecek ile bağ kurmamak, olanın sizin hayrınıza olduğunu bilmek ve ana güvenmek, anda yaşamak işte bu. Size düşen görev, önce kendiniz olmak, kendinizi gerçekleştirmek , hayatın tadını çıkarmak ve hem ruhsal hem fiziksel olarak en iyisi olmak. Ondan sonra etrafınıza fayda sağlayabilirsiniz. Ama önce kendiniz. Önce anda kalmak. Bir kez neyi neden yaptığınızı anlamaya başladığınızda, başınıza ne çoraplar örüp sonra onları çözerek iyileştiğinizi sandığınızı anladığınızda o zaman gerçeği görmeye ve anın farkında olarak yaşamaya başlayacaksınız. Anda yaşamak plan yapmamak ile karıştırılır. Bu bence böyle değil. Planlarınız olacak ve uygulayacaksınız, temel bir yol haritanız, geçmişten ders çıkardığınız şeyler ve gelecek için çalışmalar yapacaksınız elbette. Ancak yaptığınız şeyde ne için yaparsanız yapın sevinç yoksa ve mutluluk vermiyorsa o zaman yanlış yoldasınız demektir. Anda kalarak kendinizi değiştirmeye ve hayallerinizi, sizi mutlu edecek şeyleri bulmaya çalışmalısınız. Yaptığınız her şeyde hafiflik olmalı ve eğer yoksa orada bir şey öğrenmek için bulunuyorsunuz ve doğru yolda henüz değilsiniz demektir. Mesela sizi işiniz veya ilişkiniz size sürekli sorun, yük veya sıkıntı oluşturuyorsa durup düşünmelisiniz. Buradan öğreneceğiniz ve vermeniz gereken kararlar var mı? Atmanız gereken adımlar var mı? Blinmeyene gitmeyi seçebiliyor musunuz? Siz güvenmedikçe ana ve bilinmeyene o size kendini açmayacaktır. Bir yerde sıkışıp kalmak ruhunuzda ciddi bir rahatsızlık ve dolayısı ile iç sıkıntısı ile kendini gösterir. Bu iç sıkıntısı ve iç huzuru fark etmeye ve dinlemeye başlayacaksınız. Hepimiz ruhumuzun sesine bu şekilde kulak vermeli ve bizim için en iyisini istediğini, onun da kendimiz olabilmek, özgür olabilmek ve özgürce ne istiyorsak o doğrultuda ilerleyebilmek olduğunu anlamamız gerekiyor. Yoksa bunu zor yoldan öğrenmeye devam edeceğiz.
Anda kalabilmenin bir çalışma gerektirdiğini farkındalık açısından kabul ediyorum. Meditasyon yapmak, çeşitli yöntemler kullanmak ve anda olmadığınız zamanları yakalayıp ana dönerek bunu sık tekrarladığınızda anda kaldığınız zamanları arttırmak mümkün. Aslında farkında olarak nefes alıp vermek bile anda kalmanızı sağlıyor. Bir şeyi farkında olarak yapmak. Ne yapıyorsanız onu onurlandırmak. Bir şeyi otomatik yapmamak. Bazı üstatlar ceplerinde ana dönebilmek için bir taş taşırlarmış. Her sıradan zamanda ellerini ceplerine attıklarında anın farkına varırlarmış. Bunu her yapışlarında daha çok ve daha çok anda kalırlarmış. Bunun gibi birçok yöntem bulmak ve alıştırmalar yapmak mümkün. Neden önemli olduğunu ve zihnin sizi andan nasıl kopardığını ve hasta ettiğini anlamak gerekli öncelikle. Ondan sonra istemek ve yapmak. Bir bahane yok. Yapmıyorsanız tekrar tekrar aynı şeyleri yaşayıp bir sonraki hayatınıza bazı şeyleri saklamayı kabul ediyorsunuz. Yapıyorsanız ise en doğru yoldasınız.
Her şey kendinizin ve anın farkına varmanız, zor yoldan öğrenmeniz için bekliyor. Zor yolu bırakmak ve artık gidişata dur demek elinizde. Eckhart Tolle nin “Şimdinin Gücü” kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Ayrıca bir arkadaşınız ile bu konuları konuşmanın ve yorumlamanın, düşüncelerinizi ve duygularınızı yazmanızın da çok faydası olacaktır başlangıçta.
O zaman sağlıcakla kalın, anda kalın 🙂
Unutmak
Unutmak, yaşamın kaçınılmaz bir gerçeğidir. Unutmak kötü bir şey gibi gelebilir ama hayata devam edebilmemiz için gerekli bir süreçtir. Kaybettiğimiz sevdiklerimizi, anılarımızı unutmak tabiki kolay bir süreç değildir. Onlar hayatımızın bir parçasıydı ve unutmak, hatıralarımızın zamanla yok olması anlamına gelir. Belki de hayatımızın en mutlu anlarına tanıklık etmişlerdir, belki çok sevdiğimiz kişilerdi, belki de en büyük destekçimiz olmuşlardır. O zaman neden unutmayı seçiyoruz? Neden unutmak zorundayız?
Bu unutma olayı aslında tam aynı olmasada hayatta kalma içgüdümüze biraz benzer. Hayatta kalmak için, tehlikeli bir durumda harekete geçmek, kendimizi korumak ve hayatta kalmak için acil önlemler almamız gerekebilir. Unutmak ise bir tehlike durumundan korunmak için doğrudan bir yöntem değildir. Unutmak, daha çok bir savunma mekanizmasıdır ve insanın zihnindeki acı verici hatıralardan kurtulmasına yardımcı olur. Beyin bunu zamanla otomatik olarak yapmaktadır.
Beyindeki sinir hücreleri, bilgiyi depolamak için birbirleriyle bağlantı kurarlar. Ancak unutma, bu bağlantıların kademeli olarak zayıflaması veya kırılması yoluyla gerçekleşir. Bu süreç, sinir hücreleri arasındaki bağlantıların gücünü değiştiren bir dizi nörokimyasal olayın sonucudur. Bununla birlikte, bazı durumlarda, insanlar bilinçli olarak unutmak isteyebilirler ve bu durumlarda, beyin de bu isteği yerine getirmeye daha hızlı şekilde yardımcı olabilir.
Bazı anılar ise hayat boyu unutulmayacak kadar güçlüdür, diğerleri ise daha hızlı unutulabilir. Bu, beyindeki sinirsel bağlantıların gücüne, olayın önemine ve kişinin zihinsel durumuna bağlıdır. Bu yüzden çok güçlü duygu içeren anıları unutamayız veya unutmak da istemeyebiliriz. Bazen günlük hayatta aklımıza gelmesede güçlü olan anılar hatırlamak istediğimizde hep oradadırlar veya çağrışım yaşanan bir anda, örneğin bir müzik dinlendiğinde, bir resim görüldüğünde veya bir kokudan dolayı anında ortaya çıkabilirler.
Sevdiklerimizi unutmak, büyüme ve gelişme sürecinin bir parçasıdır. Yaşamımızın farklı dönemlerinde farklı insanlarla tanışırız ve ilişkiler kurarız. Bu ilişkilerin bazıları kalıcı olabilirken, bazıları kısa sürebilir. İlişkilerimizin doğası gereği, bazen birbirimizden ayrılmamız gerekebilir ve bu da bir süreçtir. Ayrılık, her zaman acılı ve üzücü olsa da, hayatımızdaki diğer insanlarla yeni bağlantılar kurmamız için fırsat yaratır.
Sonuç olarak, sevdiklerimizi unutmak, hayatın kaçınılmaz bir gerçeğidir. Ancak, unutmak, onların hayatımızdaki önemini ve bizim onlara olan sevgimizi azaltmaz. Zihnimizdeki hatıralarımız, onların hayatımızdaki yerlerini her zaman korur ve hatırlamak istediğimizde orada olurlar.
Bununla birlikte, unutmak, bir sevdiğimizi kaybettikten sonra, keder ve yas sürecimizde de olabilir. Bu süreç, özellikle yakınlarımızı kaybettiğimizde, çok zor ve acı vericidir. Ancak zamanla, bu acı hafifler ve biz yeniden hayatımıza devam ederiz. Bu süreçte, sevdiklerimizi unutmak, onların hayatımızdaki önemini azaltmaz. Bu, onları sevmediğimiz anlamına gelmez, sadece hayatın bir gerçeği ve bir süreçtir. Bu anılara çok saplanmak hayatınızı yaşanmaz hale getirebilir. Hayata devam edebilmek için bazı anıları unutmaktan başka çare yoktur. Hayat devam ettikçe yeni fırsatlar , yeni insanlar karşınıza çıkacak ve yeni anılarınız oluşacaktır. Bunlara yer açmak için çok önemli anlar dışındaki anılarımızı ve özellikle bize acı verenleri unutmayı seçer beynimiz.
Bazen öyle bir an gelir ki, birini düşündüğünüzde anıdan çok duygu hissedersiniz. Beyniniz ve ruhunuz duyguyu kaydeder ve duygu hatırlanır. Anılar, zaman ve mekan silinmeye başlar ama güçlü duygular kolay kolay silinmez. Bizlerin zaman ve mekandan çok duyguları kaydeden varlıklar olduğumuza inanıyorum.
Beynimizdeki hipokampus adlı bölge, uzun süreli bellek oluşumunda önemli bir rol oynar ve anıların oluşumunda duyguların da önemli bir rolü vardır. Bu nedenle, yaşadığımız deneyimlerin duygusal yoğunluğu, bellek oluşumunu ve depolanmasını etkiler. Ancak bu fiziksel bölgenin belli limitleri vardır. Bu yüzden zamanla yenilere yer açmak zorunda ve duygu yoğunluğu yüksek olanlar dışındakileri bırakmak zorundadır.
Bizler ruhsal varlıklar olduğumuza göre ruhun da bir hafızası olması gerekir ki duyguları kaydedebilsin. Aksi halde gelişim gösteremezdi. Yaşanan tüm olaylar, anılar, bir duygu yaşanması ve deneyim için önemlidir ve ruhumuza işlenir. Anılar ve deneyimler, insanların ruhsal gelişimlerinde önemli bir rol oynar. Bu deneyimler sayesinde, insanlar hayatın anlamını keşfeder, spiritüel bağlantılar kurar ve kendilerini daha büyük bir bütünün parçası olarak görürler.
Bizler deneyim için buradayız. Bazen kötü olarak adlandırdığımız olaylar yaşıyoruz bazen iyi olaylar yaşıyoruz. Ancak geriye yaşanan duygular kalıyor ve ilerliyoruz. İlerlemek zorundayız. Evrende hiçbir şeyin durmadığı gibi biz de durmuyoruz. Bu yüzden kötü bir olay yaşadığınızda da ilerlediğinizi ve bunun bir olaydan ibaret olduğunu unutmamaya çalışın. Anıları unutmak ve yeniye yer açmak bu ilerlemenin bir parçasıdır. Bazen zaman gerekir ama elbet sonunda unutulur , duygular kaydedilir ve bir sonraki aşamaya geçilir. Endişe etmemek, olayları kabul etmek çok önemlidir. Nasıl yeni bir insan veya güzel bir olay hayatınıza girdiğinde kabul ediyorsanız , bu kişi gittiğinde veya kötü dediğimiz şey olduğunda da kabul etmemiz gerekir. Başka yapacak bir şey yoktur ve hayat hep devam eder, ilerler, değişir ve kimse için o güzel anda veya kötü anda durmaz. Aynı mevsimler gibi , gelir ve geçer.
Bu yüzden, hayatın her anını kucaklayın, her anı en iyi şekilde yaşayın ve gelen her yeni güne umutla bakın. Çünkü hayat, güzellikleriyle ve zorluklarıyla devam eder ve siz de her adımda ilerleyerek büyürsünüz. Önemli olan budur.
Kendine Bile Anlatma!
Çok önemli işlerinizi, projelerinizi, değer verdiğiniz fikir veya ilişkileri çok anlatmayın derler. Anlatmamak neden bu kadar önemli olduğunu bir türlü tam çözememiştim. Hep başkasının enerjisinden etkileneceğimiz ve farklı enerjilerin zarar verebileceği söylenir. Kısmen mantıklı ama hep tam olarak sebebin bu olmadığını düşünmüşümdür. Siz bir fikre çok inanıyorsanız ve bunu anlatırsanız başkaları sizin gördüğünüz açıdan göremez ve bazen çok belli etmezken bazen de karşı çıkarlar ve olumsuz yorumlarda bulunabilirler. Bunla uğraşma ne gerek var. Olmaz o iş vs. vs. Önemli olan sizin inanmanızdır ve diğer insanların ne düşündüğü önemli değildir. Onlar sizin geçtiğiniz aşamalardan geçmemişler ve sizinle aynı hayat görüşüne sahip değiller. Bu yüzden işi olana kadar anlatmamak en iyisi denir. Ancak benim anlatacağım konu bu işi bırakın başkasına, kendinize bile anlatmamanız gerektiği.
Başkasına anlattıktan sonra her zaman yaşadığım bir duygu vardı. Tatmin ve haz duygusu, başarı duygusu. Zarar verenin bu olduğunu ilk başlarda anlamamıştım. Meğer başkasından çok kendi kendimizi engelliyormuşuz.
Nasıl mı? Gelin önce konfor alanını inceleyelim. Konfor alanı bizim tembel olduğumuz ve bir şey yapmadığımız kendimizi geliştiremediğimiz, harekete geçmediğimiz yer değil mi? Güya enerjimizi korumak adına burada kalmayı seçiyoruz. Aslında biz seçmiyoruz içgüdülerimiz, arka beynimiz konfor alanında kalarak enerji tasarrufu yaptığını zannediyor ve bizi korumaya çalışıyor ama bir taraftan da gelişimimizi engelliyor.
Peki başkalarına anlatmak ile konfor alanının ne alakası var? Bunu da şöyle açıklayabiliriz. Başkalarına anlattığımızda sanki başarmış gibi haz duyuyor ve olayı bitirmişcesine yaşıyoruz. Bu durumda sanki direk sonuca varmış gibi algılıyor beynimiz. Dolayısı ile yarım bırakıp başka konuya geçmeye hevesli oluyoruz. Çünkü biz bunu yaşadık ve tamamladık zannediyoruz. Oysa her şey yarım, hatta bazen başlanmamış oluyor. Bunu çoğumuz yaşamışızdır. Ben sebebini anlamakta çok zorlandım ve ortaya çıkardığımda çok şaşırdım. Benim başkalarına anlatmam ve başkalarının enerjisi ne kadar zarar verebilirdi ki? Belki ben izin verirsem zarar verebilirdi veya çok az verirdi. Özellikle de samimiyetine güvendiğim arkadaşlarıma anlattıktan sonra bile fikirlerimden ve projelerimden uzaklaştığım çok oldu. Üstelik fikirleri beğenmelerine rağmen benim hevesim kaçıyordu. Fikirleri, projeleri savunmak ve sessizce sonuna kadar, başarıya kadar devam ettirmek zordur. Zorlu bu süreçte beyin bu zorluktan kurtulmak için her zaman çıkış yolu arar. Siz bunu ballandıra ballandıra anlatırken ise tüm benliğinizde bu başarıyı sanki başarmışcasına yaşarsınız. Oysa ki ortada başarılan veya tamamlanan bir şey yoktur.
Yani en çok zararı yine kendi kendimize veriyoruz. Başkalarının enerjisinden kendinizi belli yöntemler ile belki koruyabilirsiniz. Ancak beyninizin oluşturduğu bu kimyadan kaçmanız çok zordur. Başarı için başardığınızı kabul etmemeniz gerekiyor. Bırakın başkasına söylemeyi, kendinize bile söylemeyin başardığınızı. Başkasına söylemek veya ağızdan çıkan kelimeler o kadar güçlü ki, bilinçaltı hemen inanıyor başardığına. Başarılan işle uğraşmaya ne gerek var o zaman. Hemen başka şeyler düşünmeye ve başka işlere odaklanmaya başlıyorsunuz.
Yapmanız gereken, başaramadım, daha çok yapacağım işler var, planlayıp her gün buna odaklanacağım diyerek her gün başarıya ilerlemek. Ben başardım başardım diye gezerseniz hem çevrenizi hem kendinizi kandırmış olursunuz. Başarıdan iyice emin olmadan bunu söylemeyin. Söylediğiniz noktada da duraksama ve gerileme evresine gireceğinizi bilin. Başarı, sürekli çalışma ve istikrar ile gelir. Başardım dediğinizde, sandığınızdan, böbürlendiğinizde ise artık bu çalışma ve istikrarı sürdüremezsiniz ve başka yeni fikirlere, projelere odaklanmaya başlarsınız. Bu beynimizin çalışma mantığı ve bunu anlarsak en azından önem verdiğimiz konularda başarının sözde değil gerçek olmasını sağlayabiliriz.
Diyelim spor yapıyorsunuz ve bir hedefiniz var. Bu kilo vermek veya kas yapmak olabilir. Çok kararlısınız ve bu kararınız sayesinde 3 ay çaba harcadınız ve çok iyi sonuçlar almaya başladınız. Ohh ben artık istediğim kiloya geldim veya çok iyiyim dediğiniz an geriye dönüşün başladığı andır. Bu dediklerimi bilirseniz aynı istikrarı ve disiplini devam eden aylarda da sürdürmek için başardım çok iyiyim yerine hep daha iyi nasıl olabilirim demeye başlayabilirsiniz. İyi ancak size iyinin yetmediğini daha iyi olması gerektiğini söyleyin. Daha iyi olması için neler yapabileceğinizi düşünün.
Bu yüzden odaklandığımız konuları iyi seçmemiz gerekiyor. Neye enerji vermeyi ve ilgilenmeyi bırakırsak gerilemeye başlar. Çok değerli fikir ve projelerinizi anlattığınızda da başarmış gibi algılayıp enerjinizi başka yerlere odaklamaya başlarsınız. Bunu farketmeden yapar sonra dönüp baktığınızda “bu iş neden olmadı ya” der şaşırırsınız. İşte artık bildiğimize göre kendimize karşı önlem almamızın vakti geldi.
Bazen de hiç bitmeyen, başarılamayan ve sürekli emek verilmesi, uğraşılması gereken işler, ilişkiler vardır. Emek vermeyi bıraktığınız anda gerilemeye ve yıpranmaya başlar, sonunda da biter. Eğer bitsin istemiyorsanız bu yüzden emek vermeye devam etmeniz gerekir. Bir ilişkide “aşkımı buldum oh artık rahatım”, bir iş için “başardım oh böyle devam etsin” dediğiniz an kaybetmeye, gerilemeye başladığınız andır. Hep farkındalık diyoruz ya. İşte bu yüzden önemli. Artık farkında olarak yaşayın. Bazı şeylerin bitip yeni konulara geçiş yapmanız zamanı geldiğinde ise bunu en kısa ve en karlı yoldan yapın. İş hayatında buna exit denir. Yatırımcılar en karlı yerden şirketlerini satıp başka işe geçerler. Aslında bilirler hiçbir şey sonsuza kadar aynı devam etmez veya aynı heyecanı, zevki size vermez. Bunları bilirseniz, çok sevdiğiniz bir işiniz veya ilişkinize çok iyi bakıp onun için her gün uğraşırsınız. Eğer sıkıldıysanız, ki bu en doğal süreçtir, o zaman bırakma zamanı gelmiş olabilir. Çünkü hepimiz deneyim için buradayız ve gelişmek için sıkılmak zorundayız. O zaman en karlı yerden exit yapmayı düşünün ve bunu planlayın. Bu durumda başarılı bir noktada ve iyi anılarla bir işi veya ilişkiyi bitirmiş olursunuz. Aksi halde yıpranan,maddi ve manevi kayıplarla dolu bir son olabilir.
Düşüncelerinizi disiplin altına alırsanız, sözlerinizi de alırsınız. Kendinize başardım değil, çok çalışmaya devam edeceğim, daha iyi olacağım demelisiniz. Planlarınızı buna göre yapıp onlara sadık kalmak için gözünüzde başarı anını canlandırmak iyidir. O anda neler hissettiğinizi düşünebilirsiniz. Bu sayede o işi isteyip istemediğinize karar verirsiniz. Ancak kararı verdikten sonra başarmış gibi havalara sokmayın kendinizi. Tehlikeli olan budur. Hemen, her gün planladığınız işleri yapmanın yolunu bulun ve hedeflediğiniz noktaya giderken sizi nelerin engellediğini bulup temizlemeye odaklanın.
Sevgiyle.
Birini Tanımak
Birini nasıl tanırsınız veya değerlendirirsiniz ?
A Grubu:
Dış görünüşü
Sahip oldukları (para, ev , araba)
Konuşma şekli (iltifat, kibarlık vs…)
Geçmişte yaptıkları ve yaşadıkları
Sosyal medya profili – popüler olma
Size ne kadar iltifat ettiği veya modunuzu yükselttiği
Size neler verdiği veya ne gibi hediyeler aldığı
B Grubu:
Başkalarına ve tüm canlılara karşı pozitif davranışları
Olaylara karşı sakin ve olumlu yaklaşımı
Hayata karşı pozitif bakış açısı (geçmişe takılmamış)
Geleceğini yaratma potansiyeli (kaygı duymadan)
Yaptığı işe kendini adaması
Eğlenmeyi ve mutlu olmayı bilmesi
Dogmalardan uzak ve öğrenmeye hep açık olması (Sabit fikirli olmaması)
Yanındayken hissettiğiniz enerji ve huzur
Eğer A grubundan seçimler yapıyorsanız maalesef karşınızdakine değil önce kendinize bakmanız ve neden bunları arıyorum diye sorgulamanız gerekir. Genelde A tarafında ağırlıklı seçim yapanlar ve bunlara önem verenler aynı şekilde bunlara da ihtiyaç duyuyor veya bu konulara takılmış demektir. Zira bizler her ilişkimizde kendimizi tanımaya ve kendimizi gerçekleştirmeye çalışırız. Bu durumda A grubundan ağırlıklı seçim yaparsanız bir kişi sizi kolaylıkla aldatabilir ve yanıltabilir. Çünkü siz onun gerçek kişiliğine değil oluşturduğu dış kimliği görürsünüz ve yüzeysel yaklaşarak kolay aldanır bir hal içindesinizdir. Bir kişi A grubunda olan özellikleri kolayca manipüle edebilir ve size sahte bir kimlik gösterebilir. Ancak B grubundakiler gibi değerlendirip bir kişiyi tanır ve onla bir arkadaşlık veya paylaşım içine girerseniz hislerinize göre seçim yapmış olursunuz ve çok zor yanılırsınız. Karşınızdakinin ruhunu görmeye çalışın.
Maalesef günümüzde herkes A grubundaki gibi dış görünüş ve yüzeysel seçimler yapıyor. Bunun bir sebebi de A grubunda değerlendirme yapmak kolaydır ve birkaç saat içinde birkaç soru ile bunlara cevap alırsınız. Sizi yanıltmak isteyenler de sizin istediğiniz cevapları verebilir veya öyleymiş gibi davranabilir. Birde bu kestirme karar verme yolu çoğu kişinin kolayına gelir. Birini tanımak kolay değildir. Bunun için çaba sarf etmeniz gerekir. Hem çaba sarf etmeyip böyle hızlı ve yüzeysel değerlendirmeler yapıp hem de beni sürekli abuk subuk insanlar buluyor derseniz o zaman size diyecek pek bir şey bulunmuyor. Kimsenin kimseyi artık tanımaya vakit ayırmadığı, uzun sohbetler yapmadığı ve bir görüşmede kararlar verdiği bir dönemde yaşıyoruz. Zaman belki de çok hızlı akıyor hepimiz için ve kimseyi bu kadar derinden anlamak ve tanımak için uğraşmıyoruz. Bu da yanlış kararlar vermemize ve yüzeysel ilişkiler yaşamamıza sebep oluyor. Sizin karşınızdaki kişide aramanız gereken temel ve içten gelen sevgi duygusu B grubundaki özellikler ile bulunabilir. Unutmayın gerçek sevgi böbürlenmez, ben buradayım diye bağırmaz ancak zor zamanlarda yanınızda olur. Gerçek sevgi karşılık beklemez. Bu yüzden A grubunu aşmış ve B grubundaki iyi özellikleri taşıyanlarda içten dışarıya doğru yayılmaya başlar. Bazen hayata bakış açıları farklı da olsa A ve B grubundaki insanlar bir araya gelir ve fazla sürmez ilişkiler veya sonradan A grubunda yer alan kişi B grubuna geçiş yapabilir. Bu frekans değişimi ile yollar ayrılır. B grubu hepimizin bakış açısını oluşturmalı ve eğer eksikliğimizden dolayı A grubuna takıldıysak oradan kurtulmanın yollarını aramalıyız. Bazen ihtiyaç duyulan bu materyalist kavramlar yaşanmadan anlaşılmaz. Parası olmayan kişi buna takılır ve paranın insanın değeri için önemli olmadığını anlayana kadar para peşinde koşar. Çok zengin ve varlık içinde olan bazı insanların küçük bir zihne sahip olabileceği gibi şu anda maddi olarak çok iyi durumda olmayan bazı kişilerde büyük bir zihne ve potansiyele sahip olabilirler. Ancak eksikliğini duyduğun şeyi aradığın için gözün ondan başkasını görmez. Onları aştığın zaman ise o boşlukta sevgi senden ortaya çıkmaya ve frekansını değiştirmeye başlar. Artık bakış açın değişir ve gerçekten insanların içine bakmaya başlarsın. İşte o zaman hayatın ve eskiden hayatında olanlar değişmeye ve yerine yeni ve senle uyum içinde olan insanlar gelmeye başlar. Arayışın azalmış, kendinle barışmışsındır. Geriye ne kalır? Dünyadaki yaşama katkı sağlamak ve burada geçirdiğin hayatı senin gibi insanlar ile paylaşmak. Ancak arayışta olmadığın için zorlamaz ve sadece karşılaştığın insanlara bakarsın. Artık o kadar kolay tanırsın ki onları. Eskiden sende onlar gibiydin. İnsan hala içinde taşır o özelliklerini ve bu yüzden kolay tanır onları. Zaten kendinde olmayan özellikleri karşındakinde de tanıyamazsın değil mi? O özelliklerin sende de olması onlara çok önem vereceğin anlamına gelmez. Sadece onları aşmışsındır. Hepimiz bu aşamadan geçeriz veya tekamül için geçmek zorundayız. Ne kadar çabuk farkına varır ve anlarsanız o kadar hızlı gelişim gösterirsiniz ve hayatınız anlam kazanmaya başlar. Düşünmeden, emek vermeden, bazı konuları çözmeden bu hayatı boşa geçirmek çok kolaydır. Zor olan aynı bir insanı tanımak için çaba sarf etmek gerektiği gibi kendini de tanımak için çaba sarf etmektir. Oysa her şey kendini tanıma ve anlama ile başlar. Neleri başkalarında aradığına ve önem verdiğine tekrar bak onlar senin ihtiyaç duydukların ve aşman gerekenler olabilir mi? Kendine dürüst ol. Aşağıda benim yaptığım gibi çıkarımlar yapabilirsin.
Örneğin ben bazen yalnız kalmaktan hoşlanmadığım için A grubundaki insanlar ile birlikte oluyordum. Bu bana bir şey katmadığı gibi geriye götürüyordu ve zaman kaybettiriyordu. Biraz düşündüğümde kendime verdiğim değerin tam olmadığını ve üretkenliğimin azaldığını gördüm. Bu zaman kaybı yerine kendimi, faydalı olabileceğim ve üretbileceğim, sürekli geliştirebileceğim işlere adadım. Artık tamamen B grubuna göre değerlendiriyor ve hiç kimse bile olmasa sonsuza dek tek başıma kalmayı göze alıyorum. Seni anlamayan ve gerçeği görmeyen kişiler ile birlikte olmaktansa hiç olmamak inanın daha iyidir. Siz ilerledikçe B grubunda olan daha az kişi ile karşılaşırsınız. Ancak bu yalnızlık eğer doğru yoldaysanız ve gerçekte yalnız olmadığınızı biliyorsanız sorun etmemeniz gereken bir konudur. Sizin gibiler olduğuna güvenin. B grubunda olan ve bunları anlayan 1 kişi A grubundaki 1000 lerce kişiden iyidir. Bu kişileri sonsuza dek beklemenize değer. Onlar sizi veya siz onları bulacaksınız. Onlar geldiğinde yanınızda A grubundan insanlar olsun istemezsiniz emin olun 😉 Yeniye yer açmak için eskiyi bırakmanız gerekir. Eski enerjinizi aştıysanız ona artık geri dönmeyin. Eski enerji ile tüm bağınızı koparın.
Sevgiyle.









